31 Ocak 2012 Salı

30 Ocak 2012 Pazartesi

Yeni poster çocukları




Ünlü bir gazetecinin evinde bir akşam yemeği...

Davet sahibi umutsuzca arkadaş edinme çabalarını pahalı akşam yemekleriyle süsleyip, tüm günü mutfakta geçirmiş. Menü en az konuklar kadar iddialı. Ispanak sote üzerine fener balığı, bulgur risotto ve uyduruk bir salatalık salatası.

Konuklar teker teker geliyor. Davet sahibi tarafından birbirlerine tanıştırılıyor. Konuklardan ikisi pek heyecanlı. Mehmet ve Caner adlı bu çift yemek sırasında uzun uzun yeni çekecekleri filmi anlatıyor. Anlatan daha çok Caner (Gözlüklü lubun)... Mehmet biraz hoş bir insan, daha asil, daha sessiz (Biraz tutar).

Caner filmlerinin ilk başta başka bir konusu olacağını ama Ahmet Yıldız cinayetinden sonra konuyu değiştirmeye karar verdiklerini anlatıyor. İşin içine bir zenne, bir Kanadalı fotoğrafçı, bir adet askerlik raporu, iki yumurta, dört litre süt, bir anne kompleksi, üç doz feminenlik ve bir adet cinayet katacaklarından bahsediyor.

Masadaki konuklar sessiz. "Peki bu anlattığınız şeyin Ahmet Yıldız cinayetiyle ne alakası var?" diyor içlerinden biri.
Caner hemen telaşlanıyor "Yooo, yoo" diyor. "Biz Ahmet Yıldız filmi yapmıyoruz. Sadece ondan esinleniyoruz. Mesela Ahmet'in annesini adı başka biz filmde bunu değiştirdik". Sonra da heyecanla anlatmaya devam ediyor "Çok gişe yapacağımızı sanmıyorum. Ama ödül alacağımıza eminim"

Dediklerini yapıyorlar da. 'Ahmet Yıldız filmi olmayan', Ahmet Yıldız filmi Zenne Altın Portakal alıyor. Tüm bu Milk dalgasını arkasına alarak gişede de başarılı oluyor. Bizde Mehmet Binay ve Caner Alper adlı yeni poster çocuklarımızla tanışmış oluyoruz.

Ben bu filmle ilgili şunu merak ediyorum sadece. Hayatında feminenlik, askerlik meselesi gibi kavramlar olmayan ve Türkiye'nin en sarsıcı cinayetlerinden biri olarak tarihe kazınan Ahmet Yıldız'ın hatırasını uyduruk bir film için heba etmeye bu iki tipin ne hakkı var? Kimdir bu Mehmet'le Caner? Mehmet Binay az çok bu işlerin içinde televizyoncu, belgeselci... ya Caner Alper. Hayatımıza Yıldırım Mayruk'un Barbaros'u gibi girmiş bir karakter.

Ahmet Yıldız filmi yapmıyorlar ama filmin tüm kampanyasını Ahmet Yıldız üzerinden götürüyorlar. Tüm röportajlarında konu buraya geldiğinde ballandıra ballandıra ilişkilerini anlatıyorlar; Ahmetle nasıl arkadaş olduklarını, aralarının nasıl olduğunu, Ahmet'in onların Adonis'i olduğunu vurgulamaktan çekinmiyorlar ama iş filmlerine gelince bu bir Ahmet Yıldız filmi olmuyor.

Ne oluyor peki?

Kendi başına zaten yeteri kadar çarpıcı bir konuyu kullanmayıp, işin içine bir de zenne, askerlik, Kanadalı fotoğrafçı gibi doya doya eşcinsel oryantalizmi katıp ortaya sermek hangi ahlak, hangi etik anlayışına uyuyor.
Esinlendik dedikleri Ahmet Yıldız'ın annesini, hikayesini bu şekilde yansıtmaya ne hakları var?
O filmi izleyen herkes perdedeki adamın Ahmet Yıldız olduğunu biliyor. Feminenlikle, zennelikle, askerlik raporuyla uzaktan yakından alakası olmayan bir adam Ahmet Yıldız.
Ödül almak uğruna hatırası arkadaşları tarafından paramparça edilmiş bir kurban.

Zenne filmiyle onu ikinci kere bu sefer de biz öldürdük.

Şimdi rahatlıkla katillerin posterini duvarımıza asabiliriz.

İstanbul'da oral problemler

Üst üste kötü haberler alıyorum minnoşlar.

Önce Taksim Gezi Parkı'nın, Topçu kışlası olacağı haberiyle bir ürperdim. Buranın adının topçu kışlası konulmasını bizlere bir göndermeme mi onu anlamadım (Ay biz askere bile gitmiyoruz ne kışlası ayol!). Geçenlerde Taksim Gezi Parkı'nı şöyle bir ziyaret ettiğimde çalıların da kesilmiş olduğunu gördüm. En az peruksuz bir Erol Evgin gibi parlamıştı ortalık.

Sonrasında da İstanbul sınırları içinde kalan köfte sinemalarından birine Kartal'dakine polisin baskın yaptığı ve fuhuş suçlamasıyla madilik çıkardığını öğrendim. Ay polisler işleri güçleri yok, 10 TL vermişler müşteri gibi içeri girmişler, iki oral vakası tespit edip, birbirlerine mesaj çekerek ışıkları yaktırmışlar, içerideki herkesi göz altına almışlar.

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=311792&utm_source=dlvr.it&utm_medium=twitter

Ay sanırsın CSI Kartal. Bu enerjilerini başka şeye harcasalar memleket biraz daha az Gotham City olur.

Bu durum üzerine ben şimdi devlet büyüklerimize bir soru sormak istiyorum: Peki her yeri kapatıyorsunuz, sinemaları basıyorsunuz, çalıları buduyorsunuz, Taksim Gezi parkı'nı yoluyorsunuz.. eee hoş anladık da.. Memleketteki lubunyalar olarak bizim de bir oral hayatımız var.

Peki bu durumda biz nerede ağzımıza alıcaz?


Madem durum böyle devlet bize bir yer göstersin. "Bakın lubunyalar, burası kurtarılmış bölge. Gidin burada ağzınıza alın" desin

Yani lütfen Lambda'yı, Kaos'u göreve çağırıyorum. Bu duruma bi çözüm bulsunlar. Şu anda İstanbul'da ağzımıza alacak yer kalmadı. Gay'lerin özgürleşmesini sonraya bırakalım. Bu soruna bir çare bulun lütfen.

Aaa bu ne yahu? Devlet bizi resmen bizi kayganlaştırıcı kullanmaya teşvik ediyor. Avrupalı gayler gibi.
Oral hakkımı geri istiyorum.

kisses

Yılın madiliği ankte sonuçları

Yoğun gündemimden ve kendi madiliğimin kazanamamasından dolayı 2011'in madiliği sonuçlarını açıklamayı atlamışım minnoşlar

Seda Sayan kazandı elbette. Diğer adaylara büyük bir de fark attı. Zaten sizin oylamanıza bıraktığım bir anketten entelektüel bir sonuç çıkmasını bekleyemezdim. Hayırlısı olsun. Allah büyük. Kısmet seneye.

Daha iyi madiliklerde görüşmek dileğiyle

kisses