24 Ağustos 2011 Çarşamba

19 Ağustos 2011 Cuma

Beyoğlu belediye Madi Clara'nın da masasını kaldırdı



Sabah madiliğim geri tepti minnoşlarım.

Beyoğlu Belediye'sinin ramazan güllacı gibi nur yüzlü Belediye Başkanı'na çok masum bir soru sormuştum halbuki: Yarın akşam bir nişan var. Saçlarınızı nerede fönletiyorsunuz.Aynı modelden istiyorum.

Genelde böyle sorularıma muhattap alamam ama tarihte bir ilk oldu. Güllaç yüzlü, doğuştan fönlü Belediye Başkanımız ise cevap vermiştı. Yani Madi Clara tarihindeki ilk resmi muhattabını aldı

Başkanın yanıtı ise en az kendisi kadar tatlıydı:

Sizin gibi tatlı dilli, güzel bakışlı bir insaın fön çektirmeye ihtiyacı olamaz. tatlı haliniz yeter.

Sonra ise ne olduysa oldu, hemen geri adım atıp. Yazdığını sildi. Olsun ama. Hızlı Madi Clara okurları screenshot almayı o sırada başardılar....Kayıtlara geçti mi geçti.

Ben iyilik bilir insanım, elbette bunun altında kalmayacağım. Bu seneki Man of the Year adaylarım arasına Ahmet Misbah beyi ekliyorum. Selahattin Demirtaş'ı tahtından edebilecek mi sene sonunda göreceğiz.

Beyoğlu Belediye başkanı ilk resmi gay açılımını bilerek ya da bilmeyerek yaptı. Ona o meşhur kisses'larımdan birini yolluyorum buradan. Kocaman.

Kissesssssss canım.... Senin dışa dönük doğal fönüne kurban....

Kuryecinin karısı



16 Ağustos 2011 Salı

Arda'ya veda


Sevgili Arda;

Terli ve kalabalık deplasman otobüslerinde vazgeçtin çocuk olmaktan,

Ve antreman çantanda Fatih Terim kokusuydu çorapların…

Ben seninle bir gün Papermoon’da deniz mahsullü linguini yeme ihtimalini sevdim.

Dağınık yatağımın sıkıcılık kokan sperm lekeli yıllarında

İstanbul’da , Tarlabaşı’ndaki evimde doğal gaz kesintili uzun kışlar yaşanırdı o zaman, özlemeye başladım seni….

Ve bu özlem öyle uzun sürdü ki, adam gibi her futbolcuyu özlemeye başladım bir süre sonra

Bizim Elif Şafak’larımız vardı ve intihal kitaplarımız…

Bir de kama sutra teknikleriyle soluk kesme yöntemlerimiz

Chanel kokan arkadaşlarla paylaşılan S&M bar taburelerinde, körebe oynamaya başladık

Sen doktor oluyordun ben hemşire, tam kalbimin üstünde bir ağrı vardı, geri kalanlar önemsizdi

Kırmızı rujlarla adını yazıyordum evimin şampanya rengi duvarlarına,

Türk Dil Kurumu’na inat bir Türkçe’yle de’leri –ki’leri ayıramadan

Abilerinden öğrendim çekiç orağa vurunca nasıl küt küt ses çıkar

Kalelere usul usul attığın goller yağıyordu

Ve futbolcuların maçlardan önce sevişmemesini öneriyordu tüm spor otoriteleri

Oysa hep maçlardan önce seviştim ben

Ayrıca tüm aşklarım disiplin kurulunda tartışıldı

Sınıfça gidilen pikniklerde de kıçıma pek çok diken battı

Kalelere sürekli goller goller yağıyordu

Şampiyonluk kutlamaları sırasında sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri.

Her tarafım morluklarla doluydu benim

Birkaç mahkeme tutanağında da adım geçti

Masum bir çocuktum aslında, tüm bu git gellerin arasında

Sana aşk mektupları yazıyordum hatıra defterimin arasında, ama sen yoktun

Ben senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum suni teneffüslerim esnasında

Takım otobüsü seni her hafta sonu maçlara götürüyordu, gol atman için

Ben, senin benimle Bağdat Caddesi’ne gelebilme ihtimalini seviyordum

Ben senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum

Yaz sıcağı yatağa çekiyor tenimin dünden hazır gerginliğini

Kullanılmamış bir Porsche gibiyim, gaza basılmayı bekleyen

Ne yana baksam Türkbükü beach’leri sanıyordum

Çeşme plajının yalancı eğlencesini

Ferrari oluyordum bir süre

Yanımızdan geçen Caddeli çocuklarla yarışıyordum, bedenim emniyet kemerinin garantisinde

Mercedes oluyordum

Bir kucaktan diğer bir kucağa

Sana yaklaştıkça gittikçe büyüyordun

Dizlerine koyuyordum başımı, dudaklarım yaklaştıryordum

Korkuyordum

Sonra iniyordum ön koltuktan

Beşiktaş Çarşı’dan bizim eve giden ömrümün en uzun, en kalabalık, en seksi yolunda polislerden kaça kaça hızla koşuyordum

Çünkü sonunda beni bekliyordun, ter kokuyordun sonunda

Deplasman otobüslerinde vazgeçtin çocuk olmaktan

Ve spor çantanda Fatih Terim kokusuydu çorapların

Ben seninle bir gün Lucca’da bir kahvaltı sırasında

Ben sadece müdavimlerin bildiği bir Nişantaşı kafesinde

Ben seninle, Haliç’e buzlu ve serin bir mojito kıvamında kuşbakışı bakan bir Pera terasının beyaz örtülü hamağında

Ben seninle sadece senin elinin kemikli kıvrımlarının bedenimde olduğu kadife bir koltukta olabilme ihtimalini sevdim

Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim.