26 Aralık 2011 Pazartesi

OYUNUZU KULLANIN YILIN MADİLİĞİNİ BERABER SEÇELİM

size demokrasi getirdim. oy verin madilikte sizin de söz hakkınız olsun varoşlar, köylüler, cüceler, küçük sikliler... kisses

2011'in en iyi madiliği aday 5: SEDA SAYAN'IN CANLI YAYINDA ÇILDIRMASI





Erol Köse bu yıl resmen delirdi. Ve kendi kişsel şovunu 2011'de başlattı.
Herkese ama herkese saydırdı, durdu.

Erol Köse'nin hiç durmaya niyeti yoktu. Ta ki Cenk Koray televizyon ödüllerinde Seda Sayan'ın (çakma olduğu iddia edilen) Louis Vuitton'unu kafasına yiyene kadar. Tüm magazin basını bu konuya atladı. Köse hem çantayı kafasına yedi hem de çıkışta gazeteciler önünde saldırıya uğradı.

Ama Kadırgalı Aysel'i de kimse durduramadı. Çanta darbesinden sonraki sabah programında açtı ağzını yumdu gözünü. Ve Erol Köse'ye resmen savaş ilan etti. Basitsin, düzeysizsin, iğrençsin monoloğunun en can alıcı kısmı memelerini sallaya sallaya yaptığı 'senin karının memeleri de televizyondan bizim ağzımıza giriyordu' bölümüydü.

Sevdik mi sevdik. Madilik mi? Sonuna kadar...

videonun tamamını izlemek için:

http://webtv.hurriyet.com.tr/3/25648/0/1/seda-sayan-canli-yayinda-cildirdi.aspx

2011'in en iyi madiliği aday 4: TUĞBA EKİNCİ'NİN TARKAN'A SALDIRMASI




Tarkan her zamanki heteroluğuyla, pırıl pırıl 98 dişini gösteren gülümsemesiyle Altın Kelebek Ödül töreninde ağırlanıp duruyordu. Ay ne tatlıydı, ne şekerdi, şeytan tüyü vardı bu hınzırın.
Öpücüklerini yollarken, hetero hetero bakmaya çalışırken bir anda sahneye bir deli fırladı. Tüm Türkiye'nin ezberini bozan dakikalar o an gerçekleşti. Tuğba Ekinci mikrofonu kaptığı gibi Tarkan'a 'Sen neden okul yaptırmıyorsun bakiim?' gibi saçma bir soru sordu ama bu dakikalar herkes tarafından pamuklara sarılıp sarmalanmaya alışmış Tarkan'ın nutkunun tutulmasına yetti.

Ayşe Arman şok geçirdi, izleyenler neye uğradığını şaşırdı. Canlı yayın skandalına pek de alışık olmayan Türk tv izleyicileri için unutulmaz bir andı.
Tuğba Ekinci iki gün içerisinde medyadan afaroz edildi, ahlaksızlığı, utanmazlığı vurgulandı. Biricik Tarkan'a bu nasıl yapılırdı. Ama bu düzeysiz ve harikulade madiliğiyle biz kötülük sevenlerin kalbini çalmayı başardı.

videoyu izlemek için

http://www.vidivodo.com/video-izle/altin-kelebek-tarkan-ve-tugba-ekinci-gerilimi/590985

2011'in en iyi madiliği aday 3: MADI CLARA'NIN BEYOĞLU BELEDİYE BAŞKANINA ATTIĞI TWEET




Her şey biricik Madi Clara'nızın nişana gitmek istemesiyle başladı. Tam da o dönem Asmalımescid masalarının toplatılmasıyla gündeme oturan ve kendini twitter'dan hararetle savunmaya geçen Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan ise masaları kaldırmanın verdiği mutlulukla içi kıpır kıpır bir sabaha uyanmıştı.

Madi Clara tanıdığı tek dışa dönük fönlü insan olan Beyoğlu Belediye Başkanı'na nişan için saçlarını nerede fönlettiğini sordu. İki dakika sonra Misbah beyden en az kendisi kadar sevimli bir yanıt geldi: Madi Clara'nın föne ne ihtiyacı vardı. Onun kendi tatlılığı yeterdi.

İlk kez resmi makamlar tarafından ciddiye alındığını düşünüp eli ayağına karışan Clara ne yapacağını düşünürken birileri belediye başkanını uyarmış olacak ki o tweet hemen silindi. Ama hızlı takipçiler bunun kopyasını almayı başardı. Ve Madi Clara'nın resmi fön sorusu ve başkanın cevabı tarihe geçti.

2011'in en iyi madiliği aday 2: TAYFUN SERTTAŞ'IN ERİNÇ SEYMEN'E MEKTUBU



2011 yılında güncel sanatçılar pek rahat durmadı ve haset, kıskançlık ve madilikle dolu olarak birbirlerini çiğ çiğ yemek için her fırsatta ellerinden geleni yaptılar. Bu savaşlardan biri de sanatçılar Tayfun Serttaş ve Erinç Seymen arasında gerçekleşti.

Yıllardır gizli gizli devam eden husumet haziran ayında Serttaş'ın Seymen'e yazdığı bir mektupla gündeme oturdu. Sene paçozsun, senin saçını başını yolarım tadında ilerleyen bu 'kavramsal cat fight' madilik dozuyla kimi yüreklere su serpti kimi yürekleri de dağladı.

Tamamını http://tayfunserttas.blogspot.com/2011/06/yigit-karaahmetin-yazsna-ilaveten-erinc.html okuyabileceğiniz mektubun en hararetli bölümleri ise şunlardı:

"Öncelikle, ürettiğiniz o bayağı imgeleri, Londra'da ilkokul çocukları kırtasiyeden sticker olarak alıp defterine yapıştırıyor, en fazla o kadar... Bende size karşı dilimi "o kadarlık" kuracağım. Ortada günümüz koşullarında sanat üretimi adına ufkumuzu açacak ya da üzerine iki saniyeden fazla düşünmeyi gerektirecek hiçbir şeyiniz yok."...

... "Siz 3-5 bin liraya IQ seviyeleri ortadaki mankenlere son moda anarşi, insan hakları ve yok sayılan değerleri satıyorsunuz, işgence odalarının resimlerini satıyorsunuz"

..." gay pride'larda düdük çalıp sağa sola koşturarak, 30 yaşınıza kadar ailenizin evinde konfor içerisinde yaşayıp insanlara özgürlük ve anarşi mavraları atarak, üflesem uçacak hacminizle kalkıp sado-mazo gibi okumaktan öteye pratik edemeyeceğiniz tekstlerin arkasından orjinallik taslayarak, ne sanatınızı ne de kendinizi bir yerde konumlayabilirsiniz."...

Bu mektubun arkasında her mağdure gibi Erinç Seymen'de sessizliğe büründü ve Tayfun Serttaş'ın attığı golün keyfini çıkarmasına izin verdi. Bize de bu ikilinin kapışmasını 2011'in adaylıkları arasında göstermekten başka çare kalmadı.

24 Aralık 2011 Cumartesi

2011'in en iyi madiliği aday 1: JANET


İki kadın sanatçıdan oluşan Full İktidar grubunun çektiği bir video 2011 yılında elden ele, kulaktan kulağa dolaşarak kısa sürede fenomene döndü. Prodüksiyondan ve bütçeden kaçınmayan Janet videosunun madilik dozuna inanmak mümkün değildi (Ben neden düşünmedim diye çok sinirledim açıkçası)

Videoda DJ'lik de yapan, moda tasarımından da anlayan, herşeyin en iyisini bilen, yaşından iddialı, kürk mantolu bir Madonna olan Janet'tan bahsediliyordu.

Videoyu izleyenler gözlerine inanamadı, çünkü bu Janet taşlaması genç sanatçı ve 'it girl' Joana Kohen'den başkası değildi.
Janet videosu kadının kadına yapabileceği en büyük madiliklerden biri olarak 2011 yılında hafızalara kazındı.
Joana Kohen bu videonun ardında süreci hiç profesyonelce idare edemeyip, sessizliğe büründü, depresyonunu aşırı tatlı tüketerek atlatmaya çalıştı.

Videoyu izlemek için:

http://vimeo.com/25103409

2011'in en iyi madiliğini seçiyoruz




Acısıyla tatlısıyla bir yılın daha sonuna gelmek üzereyiz minnoşlar... Madi Clara bu yıl aşırı tembellik yapıp, kıçını pek sik üstünden kaldırmadı... Ama senenin sonuna yaklaşırken sizlerle elele 2011'in en iyi madiliğini birlikte seçelim diyorum. Adayları tanıyalım ve yandaki o çok sevdiğimiz anket kutumuzdan oylamaya başlayalım.

Hepimiz birlikte hep beraber kötülüğe...

kisses

4 Kasım 2011 Cuma

İki resim arasındaki 7 benzerliği bulun



Dark room'da travma



Ablanız her yere minnoşlarım. Şimdi de sizlere Amsterdam dark room'larından bildiriyorum. Oradan buraya uzanan acıklı bir hikayeyi anlatacağım.

Malum ülkemiz gay'lerinin yurt dışı sevdaları pek bitmez. Kürdüyle, Laz'ıyla her biri ayrı bir penis boyuna ve koca taşaklara sahip bu topraklarda yedikleri yetmez ve ellerinden geleni ardına koymayarak kendilerini bir de Hans'ların John'ların memleketine atmak için her şeyi yaparlar.

Bu yurt dışına çıkış yollarından biri de genç gay'lerimiz için, bir aktivist örgüte kapağı atıp, seminer olsun konferans olsun gezme yolları kovalamaktır. İşte Boğaziçi Üniversitesi'nde okuyan zeki bir arkadaşımız da bu yollardan biriyle kendisini Amsterdam'a atmayı başarmıştır.

İlk yurt dışı deneyimi olduğu için aşırı heyecanlıdır ve içi içine sığmaz bu kızın.

Konferanslar biter kızımız harçlıklarını birleştirip bir iki gün daha Amsterdam'da kalıp o bar senin bu bar benim gezme peşindedir. Ve en sonunda yolu kentin meşhur barlarından birine düşer. Bir kaç içkiden sonra da kendini her meraklı Türk gay'i gibi dark room' atar.

Efendim o sike köfte, bu taşağa avuç derken en sonunda birinde karar kılar. Gayet kalın, pürüzsüzdür ve kızımızın hoşuna gider ve haşince ağzına almaya başlar. Fakat biraz fazla sertçe almış olacak ki ağızdaki organın sahibi beyden şöyle bir ses çıkar:

"Dikkat et kıreceksin".

Evet, Türk Türk'ü bu seferde dark room'da bulmuştur. Biraz daha takılırlar sonra da sikin sahibi der ki "Gel sana bir içki ısmarlayayım" Genç gay kızımız kabul eder. O zaman kadar karanlıktan dolayı birbirlerinin yüzlerini henüz görmemişlerdir dark room'dan çıkmak üzerelerken sikin sahibi der ki "Yalnız yukarı çıkınca şok şaşıracaksın"

Dark room'dan çıkarlar barın ilk ışıkları yandığı anda Boğaziçi'li gay'imiz az önce ağzına aldığı sikin sahibini görünce gerçekten şok geçirir.

Çünkü karşısında olanca güzelliğiyle Kuşum Aydın durmaktadır.

kisses

7 Ekim 2011 Cuma

Erol Köse'nin Oral tutkusu



Aslında Erol Köse hiç de öyle göründüğü kadar iğrenç bir insan değil minnoşlarım.

Kendisinin de sık sık bahsettiği gibi aslında 'tercihlere saygılı' ama bu tercihlerle ilgili ifşalarını yaparken cücelere mahsus aşırı ego patlamasına kapılıyor. Homofobinin o kalın hatlarla belirli çizgisini yerle bir edeli epey oldu. Camiamızda artık korkulur bir insan oldu ki bu hiç hoşuma gitmiyor. Camiamızda tek korkulur insan benim olmam lazım. Farkındayım çok boş bıraktım bu kulvarı da.

Oysa Erol Köse eşcinsellerle uzun süredir pek sıkı fıkı.
Hatta şu sıralar 'çılgın' tarzıyla partilerde dolaşıp, dikkatleri üstüne çeken bir hanım kızımıza bir albüm yapmak üzere.
Mustafa Oral adlı bu kızımız, tüm partilerde ki ilginç saç sitilleri, ucubik kıyafetleriyle Deniz Berdan'ın kızı Beg Berdan'la yarışır. Aynı ucubeliğin ayrı noktaları.

Köse, yeni keşfi Oral'a fazlasıyla da tutkun. Türklerin koşa koşa güney sahillerini doldurduğu Ramazan bayramı sırasında kendisi de Alaçatı'da Oral'la oral bir tatile çıkmış.
Herkesin kalabalık gruplar halinde takıldıkları bu tatil sırasında Erol Köse ve Oral, başbaşa yeni albüm hakkında konuşmuşlar. Mum ışığı eşliğinde gerçekleşen romantik yemekler, sahilde yapılan uzun konuşmalar hepsi Oral'ı müzik dünyasına kazandırmak için...

Köse bu sefer de çok iddialı. Oral'ı Türkiye'nin Lady Gaga'sı yapacakmış.

Merakla bekliyoruz oralın albümünü.

Erol Köse'yi yanlış tanımayalım. O da hepimizi gibi oralı fazlasıyla seviyor.

Kisses....

27 Eylül 2011 Salı

Bir enayi aranıyor




Her gay'e bir pasif sanatçı gay düşüren İstanbul Bienali'nin bilmem kaçıncısı naçizane şehrimizde.

Sanata doyulur mu doyulur mu minnoşlarım?

Hiç bir şeyin bi'sinden hoşlanmadığım gibi, bienallerden de pek hoşlandığım söylenemez. Hep aynı terane, hep aynı dert.

Ama bu yıl ki bienalimiz bizi çok yakından ilgilendiren bir işle kavrulup, yanmakta. Nasıl bir düzeye hitap ettiğini Radikal'in radikal yüzü, kırılan vicdanların sesi Ezgi Başaran makalesine konu olmasından da anlayabiliriz.

Şımarık, asi, afacan Kutluğ Ataman'ın askerlik raporundan bahsediyorum. Ataman askerlik raporunu çerçeveletip duvara astırdığı Bienal eseriyle adından epey söz ettirmekte.

Vauuv'lar, şahaneler havalarda uçuşmakta.

Rapor elbette Ataman düz taban olduğu için alınmamış. Hepimizin bildiği bir gerçek olan Ataman'ın homoseksüalitesi belgelenen şey.

Bana sorarsanız ise bu durumu çok saçma buluyorum. Hayır saçma bulduğum Ataman'ın homoseksüelliği değil.

Artık eşcinsellerin askerlik raporları üzerinden travma geçirmeleri, bunun üzerinden politik bir kimlik oluşturmaları, üstüne üstlük bunu bir pazar malı olarak görmeleri çok demode değil mi? Çok 90'lar çok Erinç Seymen.

Son dönem sanatçılara bakarsak hepsinin bu askerlik raporlarıyla başları dertte. Ne acı çekmişler anlamadım yani. Aklı başında olan her gay gidip bunu alıyor bundan bir travma yaratmak çok sıktı artık.

Üstelik Ataman gibi bu raporu sırf iş olsun, biraz konuşulsun diye gidip 50 yaşında almak ne kafası? Türkiye'yle ilgili hiç bir sorunla ilgilenme, diğer başka hiç bir mesele dikkatini çekmesin sadece askerlik raporunu seç aralarından.

Neden?

Batıya satabileceğimiz en ilginç şey bu değil mi? 1 milyon dolar edeceğini düşündüğün tek iş günümüzde artık her aklı başında gay'in gidip 10 gün içinde hallettiği bir mesele değil mi?

Üstelik kaş yaparken göz çıkarmak da bu. Ataman kendi cüzdanını doldurmak, şöhretini katmaktan başka hiç bir şey düşünmezken aslında eşcinsellere büyük bir de kötülük yapıyor.

Kendisini rahata bağlamış, 50 yaşında bir eşcinsel sırf iş olsun diye gidip raporunu alıyor, sergiliyor... Pekğ 20 yaşında askerlik yapmak istemeyen ve rapor alıp bu işten kurtulmak isteyen bir gay, askeriyenin gözüne sokulmuş bu durumda bu süreçte bir zorluk çekmeyecek mi?

Daha öncede askerlik raporları çeşitli dergilerde yayınlandı, askeriye bunu öğrendiği zaman zorluk çıkarmaktan başka bir şey yapmıyor. Gayet kolay halledilen bu süreç bir tane dallamanın şöhret merakı yüzünden dallanıp budaklanıyor.

İyi de halt ediliyor.

Ben esas şunu merak ediyorum: Şimdi kim gidip Kutluğ Ataman'ın tescilli bir pasif homoseksüel olduğunu ispatlayan bu kağıt parçasına binlerce dolar ödeyip evine asacak? Kim Ataman'ın 50 yaşında, kırışmış ve imaj uğuna özenle bıyık bırakılmış suratını evinin en güzel yerine asıp, her geçtiğinde korkarak bakacak?

En çok bu enayiyi merak ediyorum.

Savaşta ve barışta askerlik yapmamanız dileğiyle...

8 Eylül 2011 Perşembe

IV. Kenar



Üçgenin iç açıları toplamı 180, pi sayısı 3.16'dır.

Aynı zamanda bazen bir yuvarlağında dört kenarı olduğu görülebilir.

Bir dekoratif unsur olarak Sare bebek



24 Ağustos 2011 Çarşamba

19 Ağustos 2011 Cuma

Beyoğlu belediye Madi Clara'nın da masasını kaldırdı



Sabah madiliğim geri tepti minnoşlarım.

Beyoğlu Belediye'sinin ramazan güllacı gibi nur yüzlü Belediye Başkanı'na çok masum bir soru sormuştum halbuki: Yarın akşam bir nişan var. Saçlarınızı nerede fönletiyorsunuz.Aynı modelden istiyorum.

Genelde böyle sorularıma muhattap alamam ama tarihte bir ilk oldu. Güllaç yüzlü, doğuştan fönlü Belediye Başkanımız ise cevap vermiştı. Yani Madi Clara tarihindeki ilk resmi muhattabını aldı

Başkanın yanıtı ise en az kendisi kadar tatlıydı:

Sizin gibi tatlı dilli, güzel bakışlı bir insaın fön çektirmeye ihtiyacı olamaz. tatlı haliniz yeter.

Sonra ise ne olduysa oldu, hemen geri adım atıp. Yazdığını sildi. Olsun ama. Hızlı Madi Clara okurları screenshot almayı o sırada başardılar....Kayıtlara geçti mi geçti.

Ben iyilik bilir insanım, elbette bunun altında kalmayacağım. Bu seneki Man of the Year adaylarım arasına Ahmet Misbah beyi ekliyorum. Selahattin Demirtaş'ı tahtından edebilecek mi sene sonunda göreceğiz.

Beyoğlu Belediye başkanı ilk resmi gay açılımını bilerek ya da bilmeyerek yaptı. Ona o meşhur kisses'larımdan birini yolluyorum buradan. Kocaman.

Kissesssssss canım.... Senin dışa dönük doğal fönüne kurban....

Kuryecinin karısı



16 Ağustos 2011 Salı

Arda'ya veda


Sevgili Arda;

Terli ve kalabalık deplasman otobüslerinde vazgeçtin çocuk olmaktan,

Ve antreman çantanda Fatih Terim kokusuydu çorapların…

Ben seninle bir gün Papermoon’da deniz mahsullü linguini yeme ihtimalini sevdim.

Dağınık yatağımın sıkıcılık kokan sperm lekeli yıllarında

İstanbul’da , Tarlabaşı’ndaki evimde doğal gaz kesintili uzun kışlar yaşanırdı o zaman, özlemeye başladım seni….

Ve bu özlem öyle uzun sürdü ki, adam gibi her futbolcuyu özlemeye başladım bir süre sonra

Bizim Elif Şafak’larımız vardı ve intihal kitaplarımız…

Bir de kama sutra teknikleriyle soluk kesme yöntemlerimiz

Chanel kokan arkadaşlarla paylaşılan S&M bar taburelerinde, körebe oynamaya başladık

Sen doktor oluyordun ben hemşire, tam kalbimin üstünde bir ağrı vardı, geri kalanlar önemsizdi

Kırmızı rujlarla adını yazıyordum evimin şampanya rengi duvarlarına,

Türk Dil Kurumu’na inat bir Türkçe’yle de’leri –ki’leri ayıramadan

Abilerinden öğrendim çekiç orağa vurunca nasıl küt küt ses çıkar

Kalelere usul usul attığın goller yağıyordu

Ve futbolcuların maçlardan önce sevişmemesini öneriyordu tüm spor otoriteleri

Oysa hep maçlardan önce seviştim ben

Ayrıca tüm aşklarım disiplin kurulunda tartışıldı

Sınıfça gidilen pikniklerde de kıçıma pek çok diken battı

Kalelere sürekli goller goller yağıyordu

Şampiyonluk kutlamaları sırasında sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri.

Her tarafım morluklarla doluydu benim

Birkaç mahkeme tutanağında da adım geçti

Masum bir çocuktum aslında, tüm bu git gellerin arasında

Sana aşk mektupları yazıyordum hatıra defterimin arasında, ama sen yoktun

Ben senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum suni teneffüslerim esnasında

Takım otobüsü seni her hafta sonu maçlara götürüyordu, gol atman için

Ben, senin benimle Bağdat Caddesi’ne gelebilme ihtimalini seviyordum

Ben senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum

Yaz sıcağı yatağa çekiyor tenimin dünden hazır gerginliğini

Kullanılmamış bir Porsche gibiyim, gaza basılmayı bekleyen

Ne yana baksam Türkbükü beach’leri sanıyordum

Çeşme plajının yalancı eğlencesini

Ferrari oluyordum bir süre

Yanımızdan geçen Caddeli çocuklarla yarışıyordum, bedenim emniyet kemerinin garantisinde

Mercedes oluyordum

Bir kucaktan diğer bir kucağa

Sana yaklaştıkça gittikçe büyüyordun

Dizlerine koyuyordum başımı, dudaklarım yaklaştıryordum

Korkuyordum

Sonra iniyordum ön koltuktan

Beşiktaş Çarşı’dan bizim eve giden ömrümün en uzun, en kalabalık, en seksi yolunda polislerden kaça kaça hızla koşuyordum

Çünkü sonunda beni bekliyordun, ter kokuyordun sonunda

Deplasman otobüslerinde vazgeçtin çocuk olmaktan

Ve spor çantanda Fatih Terim kokusuydu çorapların

Ben seninle bir gün Lucca’da bir kahvaltı sırasında

Ben sadece müdavimlerin bildiği bir Nişantaşı kafesinde

Ben seninle, Haliç’e buzlu ve serin bir mojito kıvamında kuşbakışı bakan bir Pera terasının beyaz örtülü hamağında

Ben seninle sadece senin elinin kemikli kıvrımlarının bedenimde olduğu kadife bir koltukta olabilme ihtimalini sevdim

Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim.

22 Temmuz 2011 Cuma

21 Temmuz 2011 Perşembe

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Elektra kompleksi



Bu fotoğrafı ben yorumlamak istemiyorum. O yüzden sözü Sigmund Freud'a bırakıyorum. Vikipedia'da birebir alıntılarsak:

Elektra kompleksi, Sigmund Freud'un bir görüşü olan Oedipus kompleksinin kız çocukları için geçerli olanıdır. 3-6 yaş arası kız çocuklarının babaya aşırı düşkün olmaları ve anneyi rakip olarak görmeleri olarak tanımlanmaktadır. Bu karmaşa, yaş ilerleyince anneyle özdeşleşme yoluyla çözümlenir.

Sinan Akçıl'ın dar pantalon tutkusu




Beni çok şaşırtan bir başka dedikodu sevgili minnoşlarım.

Bebe maması reklamı kılıklı, son dönem varoşlarının yeni gözdesi Sinan Akçıl'ın üçüncü bacağı olduğunu biliyor muydunuz?

Ben öğrendim inanamadım. Ama test edilmiş onaylanmış. Akçıl, üçüncü bacağını pantalonuna sığıdırmak için neredeyse katlayıp içeri yerleştiriyormuş.

Ama bu durumdan rahatsız olduğunu da söyleyemeyiz. Tam tersine Akçıl, pantalonun önü iyice belli olsun özellikle dar pantalonlar giymek istiyormuş. O darlıktan üçüncü bacağının fışkırması pek hoşuna gidiyormuş.

Bu karıların bu adam için neden birbirlerini yoldukları şimdi anlaşıldı aslında.

Ama bir yandan da değil üçüncü kulağının arkasından bile beşinci bacak çıksa yine de tutmaz. Dişler ve ağızda bir problem var özellikle de o gülüşü beni kustruruyor.


Belki kafasına kese kağıdı geçirirsek ancak o zaman olabilir.

Sporcunun zeki, çevik ve sadık olanı...






















Futbolu sadece heteroseksüellerin ilgilendiği aptal bir oyun olarak mı görüyorsunuz? Haklısınız biraz öyle. Tüm futbolcuların ve takipçilerinin genel tavrılarına bakarsak eğer, biraz kaba bir spor dalı olduğunu söyleyebiliriz.

Ama futbolcular arasında da naif, kırılgan, birbirlerine sadık bireyler bulunuyor.

Mesela Beşiktaşlı Ersan Gülüm ve takım arkadaşı Guti.

Bu iki takım arkadaşı birbirlerine o kadar sadık ve bağlılarmış ki ikisi birbirinin doğum tarihlerini sağ omuzlarına dövme yaptırmışlar. Tüm kamplarda ısrarla aynı odada kalmak istiyorlarmış ve birbirlerine aşırı bağlı oldukları konuşuluyormuş.

Ama tabii kötü cadılar da yok değil.
İkisinin bu birbirlerine aşırı bağlılıklarından etkilenen Beşiktaş yöneticileri geçen sezonun sonunda bu ikilinin odasını ayırmaya karar vermişler ve aynı odada kalmalarını yasaklamışlar. Ve birbilerileriyle görüşmelerini de yasaklamışlar.

İkisi de çok üzülmüş. Bunun için de sezonun sonlarına doğru Guti'nin performansı iyice düşmüş. Bu moralsizlik yüzünden maçlara konsantre olamamış.

Sevenler ayrılmasın, sevenleri ayırmayın. Sevgi tüm goller üstündür.

Kalpleri kırmayın, elleri ayırmayın...

kisses....

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Nilüfer'in Konyalı Kadın'dan bir şikayeti var

Konyalı Kadın arkadaşımız şimdi de şarkı sözü yazarlığında şansını deniyor. Önce Deniz Seki'yi arkasından da Ajda Pekkan'ı kafalayıp birer şarkı vermeyi başarmış. Ay ne Hürriyetmiş kardeşim, suyunun suyundan da faydalanıyorlar hep birlikte.

Tabii ki Konyalı Kadın yeni Sezen Aksu olma hayalleriyle yanıp tutuştuğu bu güftekarlık günlerinde bu işi de arsızlığıyla yüzüne gözüne bulaştırmaktan geri kalmıyor. Dedikoduları ardı ardına geliyor.

Konyalı kadın şimdi de Nilüfer'e sarmış ve ona özel yaptığı bir şarkıyı vermek için sürekli ulaşmaya çalışıyormuş. Tek isteği şarkısını Nilüfer'e bir kez dinletmek ve sonrasında da albümünde okumasını sağlamakmış. Artık Konya misket havası mı besteledi ne yaptıysa ille de Nilüfer diye tutturmuş.

Ama Konyalı kadın'a buradan kötü bir haberim var. Nilfüer kesinlikle bu şarkıyla ilgilenmiyormuş. Ve Konyalı kadın'ın tacize varan aramalarından da artık fenalık gelmiş.

Ben terbiyesi ve sıkıcılığından senelerdir hiç bir şey kaybetmeyen Nilüfer adına Konyalı kadın'a hak ettiği cevabı vereyim: Kadıncığım Nilüfer şarkını istemiyor. Bırak artık tacizi.
Hadi başka kapıya.

The Swinger Palas

Eski erkek arkadaşı onuı bir erkekle aldattığı için travma geçirip, bunun üzerine her yere iç şişiren açıklamalar yapan hanımefendiyi hatırlıyorsunuz değil mi? Bu tuhaf ilişkiler ağı bu şekilde kalmamış desem size...

Bu 10 parmağında 10 marifet olan hanımefendinin gönüllü halka ilişkilerciğini yaptığı bir gece kulübü var.

Dedikodulara göre onu bir erkekle aldatan eski erkek arkadaş bu kulübün sahibi nohut adamla birlikteymiş.
Artık ne kadar doğru bilemem. Bunu emin olmadığım dedikodular bölümüne yazın lütfen. Çünkü nohut adamla beraber olan erkekleri pek anlayamıyorum ben. Parası var tamam anladık da 31 olsa bile çekilmez be minnoşlar.


Valla eğer bu dedikodu doğruysa bravo ona.

Eee, ozaman benden de ona bir öneri. Mekanın adını değiştirip Swinger palas yapmanın zamanı gelmiş bence. Bu sezon da swinger şovlar yapılsın orada.

Yakışır nohutuma.

20 Nisan 2011 Çarşamba

İşte O sevgili



Dergiye yansıyan eş seçimi

Çapamarka şimdi de Çapamag diye bir dergi çıkarmaya başlamışlar. Tebrikler. Bence çok komik ve detaylarda gayet ilginç bir çalışma.

Geçtiğimiz sayılarını incelerken Elton John ve David Furnish'in bebek evlat edinme haberine yer verdiklerini gördüm. Yazının başlığpını da 'Hangisi anne?' diye atmışlar.

Çok komik ve yaratıcı gerçekten. Herhalde kendi hayatlarından esinlenerek atıyorlar bu başlıkları

Çünkü ne hikmetse biz de aynı şeyi İzzet ve sevgililerini gördüğümüzde düşünüyoruz. Acaba hangisi erkek diye?

Bu yaşta bu iddia.. Cık!




Halka İlişkilerci Esra Zarakol belli ki özenmiş bu kıyafeti bir partide giymiş. Yaşına göre biraz fazla iddialı. Neyse hevesini kırmayayım. Canım yaa...

Her Konyalı kadının yolu bir gün yataktan geçer

2 Nisan 2011 Cumartesi

Skandal!!! Şehri sarsan uyuz paniği

Burasının siz sevgili gay ve kız kardeşlerimiz için beni düşünüp mastürbasyon yapacağınız bir platform olmasından öte, aynı zamanda memlekette olan her konuda bilgilendireceğim bir bilgi deposu olmasına da özen gösteriyorum.

İstanbul gay'leri son bir kaç aydır pek dertli. Çünkü şehirde veba salgını gibi bir uyuz yayılmış durumda. Herkes hatır hatır kaşınıyor. Bunun nedenini önce aşırı sekse bağladım. Oralarda burlarda herkesle düşüp kalkılıyor.

Ama sonra başka bir tuhaflık olduğunu fark ettim. Sayı çok fazla ve çok seks yapmayan insanlarda da uyuz başlamış.
Bunun üzerine bir araştırma başlattım ve ulaştığım sonuç gerçek bir skandala bağlandı.

Bu uyuz kentin sıkışık tepişik gay kulüplerinden birinden yayılmaya başlamış. Dark room olanından. Tüm belirtiler o adresi gösterdi. Uyuz dark roomda başlayıp, kabalık dans pistinde sürtündükçe tüm gayler biribirine geçirmeye başlamış.

Ama dikkat edin kızlar!

Bir de çok komik bu olay değil mi? Ay şekerim batı medeniyetlerinde de dark room var ama kimse uyuz kapmıyor. Sizin neyinize dark room. Doğru Taksim Gezi Parkı'na.

'O kitap'

Yeni bir kitap çıkmış, internetten indiriliyor. Askerli falan bir şey. Ondan bahsedeceğim sandınız değil mi? Ay tabii ki hayır, çok kalın. Okuyamam öyle şeyler.

Ben sadece üç şeyin kalınını severim. Kalın enseli erkekler, kalın cüzdanlı erkekler ve kalın sikli erkekler...

Size bambaşka bir kitaptan bahsedeceğim. Ünlü yazarımız, acılı duyguların bohçacısı Elif Şafak'ın yeni kitabından... Hani aylardır Londra'dan kafamızı şişirip durduğu kitaptan.

Buyrun bakalım. Dedikoduların ilk adresi, Türkiye madilik santrali Madi Clara Elif Şafak'ın yeni kitabının ismini azz sonra açıklıyor. Çok yakında kendisi duyuracak ondan önce siz buradan öğrenmiş olacaksınız.
Haa, bu kitabın adını öğrenmenin biz ene faydası var demeyin minnoşlar. Ay tabii ki bize bir giren çıkan yok.
Maksat sadece madilik olsun...

Elif Şafak'ın yeni kitabının adı Ruh İkizi. İngilizcesinin adı da Honour.

Öpüyorum kızlar. Korkun benden. Ablanızın kulağı her yerde...

20 Mart 2011 Pazar

Girl power

24 Şubat 2011 Perşembe

Yarmagül



Not: Esin Öğğğk'te bu paçozluk potansiyeli olduktan sonra daha çoook malzeme olur buraya. Kisses...

Gay mafya göreve



Hadi gözümüz aydın. Gayromeo'da kapatıldı. Artık yakında koli bulmak için klasiklere geri döneceğiz. Eğer kapatılmazsa Taksim Gezi Parkı bu gidişle tek adres olacak.

Gayromeo'ya giriş engellendi ya o zaman artık gök kuşağı işaret fişeklerini yakmanın ve süper gay kahramanları göreve çağırmanın zamanı.

Hadi bakalım Cemil İpekçi. Muhafazakar eşcinsel. Başbakan davet ettiğinde bıyıklarına badem yağı sürüp, koşa koşa gidiyorsun. Aynı şekilde gayromeo'dan çocuk bulmayı da biliyorsun. O yüzden şimdi görev zamanı. Hadi bu sefer de bizim için bir şey yap git gayromeo'nun haklarını da ara.

Sadece Cemil ipekçi değil. Diğerleri de...

Gay mafyanın görev zamanı geldi işte.

22 Şubat 2011 Salı

Endişeli zırıllar

Türkiye'nin Pakistan'a dönmemesi için derhal bir imza kampanyası başlatmalıyız minnoşlar. Durum çok vahim. Yaşam tarzımız tehlikede. Hayat stilimiz tehdit altında.

Pakistan'daki Siyalkot belediyesi aldığı bir kararlar bundan sonra bazı kentlerin vergi ve fatura tahsillerini eşcinsellere bırakmış. Belirli yerlerde uygulanan bu sistem çok işe yaramış.

Siyalkot belediye başkanı Perviz İkbal Butt (soyada gel), eşcinsellerin kazandığı paralarla prim alacaklarını ve isterlerse kazandıkları paralarla da tedavi olabileceklerini belirtmiş.

Ay ne saçma. Son dönemde duyduğum en korkutucu haber bu. Yani yattığımız bir fatura tahsiline gelen adamlar vardı ya şimdi Pakistan'a benzersek onların yerine lubunyalara mı gelicek? Ve hepsi zaten bana gıcık kesin suyumu elektriğimi kesecekler.

Ne tedavi olmak istiyoruz ne de faturalarımızı eşcinseller kessin istiyoruz. Ben doğalgaz faturacım Münir Bey'den çok memnunum.

Gereksiz endişeye yol açmayalım lütfen.

Mikili film

Ezel'e Karaoğlan desteği


Ezel dizisinin seti ne harika bir dedikodu merkeziymiş. Çadırı oraya kursam epey iş çıkacak bana. Çadır kurmak derken yanlış anlaşılmasın Kenan İmirzalıoğlu ve çadırından bahsetmiyorum.

Ezel'in ter kokusu skandalını hatırlarsınız sanırım. Lady Speed Stick önerdiğim post'um. Şimdi ise yine yeni ve harika bir Ezel dedikodusu.

Ezel setinin burun deliklerini tutarak çekim yapmak dışında bir diğer favorisi daha varmış. Ezelciler biraz grup sekse de merkalılarmış.
Özellikle de dizinin yönetmeni. Ezel'in yönetmeninin grup seks için favorisi bambaşka bir diziden oyuncuymuş.

Eskiden Karaoğlan dizisi vardı hatırlar mısınız. Bülent Ecevitli olanı değil Kaan Urgancoğlu'nun oynadığı versiyonu. Bu Kaan Urgancıoğlu bir o dönem meşhur oldu sonra bir türlü aradığını bulamadı.

İşte Ezel'in yönetmeni ve ex Karaoğlan grup arkadaşı olmuşlar. Sürekli beraber takılıyorlar ve grup isteklerini pek geri çevrimiyorlar.

Aralarına üçüncü olan kızlar pek şanslılar. ,

kisses....

Aşk

Aaaaaaaaayhhhhh.....

Ayh!

Ay ne am şişirdiniz be! Neden yazmıyorsun, ne zaman yazacaksın, öldün mü?
Pardon ama size ne? Bu konuyla ilgili bir anlaşmamız olduğunu sanıyordum.
İstediğim zaman yzarım ,istediğim zaman yazmam bu benim meselem. Ezelden ebede derin meselem.

İlla bir şey okumak istiyorsanız gidin Konyalı Kadın ablanızın yazdığı bir baş yapıt olan kitabını okuyun. "Teo bize çok iyi geliyordu, Teo ona çok iyi geliyordu, Teo bu çifte çok iyi geliyordu?" tadında derin analizler ve harika cümlelerle dolu olan kitabı edinin ve beni rahat bırakın.

Ay ama neyse madem bu aşamaya geldik durun size edebiyattan bir dedikodu vereyim de rahatlayın bari. Ünlü bir yazarımız yeni kitabı için Londra'da bulunuyor. Bilmemenize imka yok neredeyse Londra'da her sabah saat kaçta sıçtığına dair bile röportaj verdi.

Ama bir konuyla ilgili dedikoduyu röportajlarında göremeyeceksiniz. Şöyle ki bu kadın yazarımız şu anda Londra'da bir hemcinsiyle birlikteymiş. Yani eski favori poziyonu olan ablacılığa geri dönmüş.

Ve koca kafalı kıvırcık kocasından da yakın zamanda boşanacakmış.

Hımmm bakıp göreceğiz aşk her şeyi affediyor mu gerçekten? (Ne AŞK ama...)