29 Ağustos 2009 Cumartesi

Asil insanla basit insan

İstanbul'da son zamanlarda sıkça yapılan bir fantezi var. Süper yakışıklı çocuklar ayarlanıyor ve gecenin ilerleyen saatlerinde bu çocuklar birbirleriyle yatırılıp izleniyor. Ellerde içki kadehleri, sekse dahil olmadan sadece izleyip, komutlar verilerek acayip çılgın geceler geçiriliyor.

Açıkçası çok sıkılıyorum burjuva fantezilerinden. Benim aklım almıyor orada vermeden durmayı. Mutlaka girerim yani araya.

O kadar da aristokrat değilim, sadece sevişmeyi izleyeyim. Halk insanıyım, i'm sorry. So sorry. Please forgive me (Ahaha Madonna demişken. Bu gece bir grup gay Madonna konserine gitti Sofya'ya. Zavallılar.)

Ya siz? Asil misiniz? Basit mi?

Resimdeki dolap ibnesini bulun

28 Ağustos 2009 Cuma

Şıracının şahidi





Madilik turlarım için internette dolaşırken Murat Boz'un 173. kere yaptığı eşcinsel değilim açıklamarından birine denk geldim. Diyor ki Boz: Eşcinsel değilim. Beni tanıyan tanıyor zaten.

Çok doğru söylüyor Boz.

Tarkan onu çok iyi tanıyor!

27 Ağustos 2009 Perşembe

Fırtına dindi mi? (Anında madilik!!)

Az önce tanımadığım bir telefondan cep telefonuma şöyle bir mesaj geldi. (Bu konuya girmeden önce kendi telefon kullanımımla ilgili bir açıklama yapmak zorundayım. Kullandığım 73. telefon, güncellediğim 183. rehber . Ve itiraf ediyorum telefon çalınca bazen panik yapıyorum).

Konumuza geri dönersek eğer şu anda İstanbul Moda Haftası kapsamında yapılmakta olan Hakan Yıldırım defilesinde, Konyalı Kadın ve Metin Gürsoy birliktelermiş. En son gelen dedikoduya göre Oben Budak'ın evindeki sıkıcılığa tapınma ayini vol: 33'te hiç birbirleriyle konuşmadıkları öğrenilmişti.

Genç ikili (puahahaha) barıştıklarına göre o zamana Madi Clara Air Force aralarını tekrar bozmak için devrede. En kısa zamanda neden küs olduklarını açıklıyorum, böylece okudukları zaman tekrar küserler. Hatırlatma mahiyetinde yani.

Takipte kalın!

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Londra'nın 3 gülü

Yetenekli Bay Cüneyt'in 'gay olmadan' ve Mert Alaş'la birlikte olup Madonna'nın yeni arkadaşlarından biri sayılmadığı önceki dönemlerinde de takipte olduğu bir takım ünlüler vardı elbet.

Çünkü anladığım ve analiz ettiğim kadarıyla Yetenekli Bay Cüneyt 'Gay olacaksam bari en azından ünlü birisiyle beraber olayım da boşa gitmesin' mantığı içindeymiş. Ve bu süreç içinde de kendine bir takım hedefler koymuş.

İşte Yetenekli Bay Cüneyt'in hedeflerinden biri de ünlü modacı Hakan Yıldırım'dı bir zamanlar. Yıldırım'ın Londra'ya taşınmaya ve 'muhteşem moda kariyerini' Londra'da sürdürmeye karar verdiği dönemlerde Yetenekli Bay Cüneyt kendisini sms yağmuruna tutuyordu.

Tabii bu arkadaşlıkla karışık sms mesajlarının içeriğini ne olduğunu bize sadece Yıldırm açıklayabilir. Ama o zamanlar onun da bunlardan etkilendiği biliniyor. Kim etkilenmez ki bu yoğun ilgiden?

Tüm bunlar bir dedikdou elbette. Peki o zaman bu fotoğraf ne anlama geliyor? Biri bana bunu açıklasın?

Yer Londra. Süper 3'lü bir arada.

Cemil İpekçi




Yok muhafazkar eşcinselmiş, yok öyleymiş, yok böyleymiş...

Var mı Cemil İpekçi gibisi peki bana onu söyleyin? Ondan başka kimin götü yiyor onun yaptıklarını yapacak?

Kaç kişi bu zamana kadar televizyona çıkıp açık açık 'ben eşcinselim' diyebildi? Kaç kişi sevgilisini koluna takıp 'Bu benim sevgilim' diye poz verebildi? Kimin ibnelikle ilgili espri anlayışı bu kadar gelişmiş? Kimin ibneliğiyle ilgili sistemli olarak yıllardır yorum yapıldığı halde bir adım bile geri adım atmadan bunun arkasında durdu?

Kimse ondan bayrağı eline alıp sokaklarda koşmasını beklemiyor. Sadece olduğunu saklamıyor ve bunun arkasında duruyor. İşte medya karşısındaki insanlardan minimum beklediğimiz şey bu. Yalan söylemesinler yeter.

O yüzden Cemil İpekçi'yi çok seviyorum.

Bir de nişanlısına hasta olduğumu da dip not olarak belirteyim. Tutarlar kendisi. Fena halde tutarlar hem de.

Afiyet olsun abla.

25 Ağustos 2009 Salı

Elveda karanlık anket

Ay bitti sonunda madi anket.
Bir matem havası gibi benim sevgili bloğumun üstüne çökmüştü yandan. Sağ tarafa her baktığımda Fethullah Hoca falan gibi şeyler görüyordum son zamanda.

Çok sıkıldım gerçekten. O yüzden ne kazananla ne kaybedenle ilgili hiç bir şey söylemek istemiyorum. Bir de artık heteroseksüel oldum. Evet, biraz feminenim kabul ediyorum ama kesinlikle gay değilim. Neyse yunuslarla yüzme çalışmam var o yüzden gitmem gerek.

Sabun köpüğü gibi, krema gibi, buz gibi bir şampanya balonu gibi bir şeyler istiyor canım. Kisses.

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Madi Clara'da büyük kampanya

Ramazan dolayısıyla her yerde iftariyelik, kumanya dağıtımı, iftar çadırı gibi çeşitli kampanyalar yürütülüyor. Biz de Türkiye Kötülük Tes(t)isleri olarak bu mübarek ayda bizlerle beraber cehennemin en alt katında yanacak olan siz sevgili okurlarımızı unutmadık.


Madi Clara'da ramazan boyunca bir kadın alana ikincisi bedava.

Üstelik biri Konyalı, biri Mersinli


23 Ağustos 2009 Pazar

Cadi avı başladı ve bir eksiğiz





Kuşum Aydın'ın muhteşem bir açıklamasını duydunuz mu ? Küçük şişme bebek hanım 'Feminen bir tarzım var, feminen olmak eşcinsel olmak değildir. Ben eşcinsel değilim. Dedikodu gazeteleri zamanında buna benzer şeyler yazmıştı; adımı vermeden, ama kimsenin elinde bu zamana kadar bir kanıt olmadı.' şakıdı biliyorsunuz.

Bunu anlamak için daha nasıl bir kanıta ihityacımız var bilmiyorum. Minesota testi mi yapsak, 600 soruluk?

-Küçükken hemşire olmak isterdim.

Evet.

-Estetiğe karşı değilim

Evet

-Sadece gay'ler papyon takar

Hayır

Mürekkep lekelerini bir şeye benzetmesini isteyip, buradan karakter tahlili de yapabiliriz.

-Ne görüyorsunuz burada Aydın bey?

-Pembe pembe bulutlar görüyorum ablacım. Rengarenk kelebekler uçuyor. Böyle Adana sahillerinde koşan Adidas şortlu, yanık tenli bronz göğüsler görüyorum.
Seda Sayan'ın dudaklarını görüyorum. Beraber program yapıyoruz bacımla, beni işe alıyor tekrar, biraz daha para kazanıyorum. Ay pardon doktor bey. Ağzımdan kaçtı. savaş uçakları görüyorum, pompalı silahlar görüyorum. Ben gay değilim.

Aydın sırf karnını biraz daha para götürmek için gözümüze baka baka bu saçmalıkları sıçarken, odatv'de okuduğum habere göre Fatih Ürek'in Bodrum'da çalıştığı ve işletmecisi olduğu bar her gece polis, maliye, emniyet gibi kurumlar tarafından taciz edilircesine her gece ısrarla basılmasından sonra kapanma aşamasına gelmiş.

Ürek TRT'ye çıkamıyor. Yasaklı. Ve hepimiz bunun nedenini çok iyi biliyoruz. Yılan dansı. Bu alanda çok başarılı çünkü.

Ve tam da bu dönemde korkak, ödlek, pısırık Aydın gay olmadığını açıklıyor. İşte Türkiye'deki ünlülerin en kadar aptal olduklarına başka bir örnek daha.

Şekerim seni biz ibnelerden başka kim savunacak var şu an? Ve sen onları da karşına alıyorsun. Türkiye'de cadı avı tekrar başladı. Gay'lerin görünürlüğünü yavaş yavaş kaldırıyorlar ortadan. Ve böyle bir anda ekranda görünen en büyük ibnelerden biri olarak sen yoksun.

Ne sanıyorsun mesela? Gay değilim dediğin için senin gay olmadığını inanacaklar ve tekrar TRT 1'e mi çıkacaksın?

Hadi kuşumm, yallah. Sen sana yapılan tüm muammeleyi hak ediyorsun.

Aptalsın kendine yalan söylüyorsun.

Cahilsin bizi aptal yerine koyuyorsun.

Yalancısın. Korkaksın. Açgözlüsün...

Bu cadı avında yalakalığın yüzünden belki geç yakalanabilirsin ama sen de tek başınasın.

Ve seni ilk önce diğer cadılar yakacak!!

Herşey normale döndü

Ta taaa!

Geri döndüm. Ramazan dolayısıyla kapalı olan Balenciaga mağazamızı tekrar açmış durumdayım. Çünkü benim Müslümanlığım da diğer gayler gibi sadece bir gün sürdü.

Belki de ayın ortasında, bir gün de ayın sonunda kapatırım.

İtiraf ediyorum, bu yıl ilk kez Ramazan'ın geldiğini anlayamdım. Ve klasik ilk gün şoku sokaktaki oğlanlarda bir tuhaflık olduğunu fark etmemle oldu. Meğer Ramazan gelmiş ve herkes yine sultan moduna girmiş.

Neyse kısa sürdü. Hayat yine eskisi gibi. Çocuklar normale döndü. Devam edebiliriz...

22 Ağustos 2009 Cumartesi

21 Ağustos 2009 Cuma

Şok fotoğraf. Kelebek bunu kapak yapar!

Cüneyt Akeroğlu ve Mert Alaş ilişkisini ilk kez burada öğrenmiştiniz. Ayrıntıları da buradan almaya devam edeceksiniz. Ve işte büyük aşkın ilk belgesi. Mert Alaş ve Cüneyt Akeroğlu'nun birlikte ilk fotoğrafı.

Madi Clara iftiharla sunar:




Soldaki pembeli Mert Alaş, sağdaki daha az kadın gibi duran Cüneyt Akeroğlu. Sevdiyseniz eğer diğer fotoğrafı da bekleyin. Daha büyük şok olacaksınız.

20 Ağustos 2009 Perşembe

Partiden ilk haberler. Sansürsüz.

Yunuslarla iyileşme sürecini de başarısızlıkla geçiren Oben Budak'ın dün gece Mecidiyeköy'deki evinde (ki kendisi ısrarla Gayrettepe dese de), doğum günü partisi vardı. Her yıl geleneksel olarak Madonna fotoğrafları önünde bir tür sıkıcılığa tapınma ayini gibi geçen OB'nin doğum günü partisi bu yıl da tuıhaf anlara şahit olmuş.

Elbette davetli olmadığım bu partiden bilgileri içeriden ajanlarla size sızdıracağım. Madi Clara ekibi partiye katılan sınırlı sayıda konuktan rüşvet ve tehdit karşılığı çeşitli bilgiler için şimdiden anlaşma yaptı bile.

Gün içinde gelen ilk gelişmelere göre dün gece partiyi polis basmış. Dünyanın en hiç bir şey olmayan partisine polisi nasıl getirebildiklerini düşünürken daha da büyük bir şok yaşayarak Konyalı Kadın'ın da bu eşsiz evente katıldığını öğrendim. Gelen polisler hangi ekiptendi? Onur Baştürk'ü Konya'ya geri götürmek isteyen göçmen bürosu ekipleri mi? Yoksa burada nasıl hiç bir şey olmaz diyen ahlak zabıtası ekipleri mi?

Tam bunları düşünürken tam bu sırada ilk özel bilgiler mail kutuma düştü. Noktasına ve imlasına dokunmadan anında yayınlıyorum (ah, pardon aranızda imlaya daha çok önem verenler vardı değil mi?) :


madikız, ben OB haberlerini seviyorum, ikisini de seviyorum çünkü. İkiside işinde başarılı ki konu yapıyorsun sonuçta.dün gece OB'Lerin aşkkolik olanının dgunu partisine konyalı OB'De geldi mesela.ikisinin beraber fotoğrafını sana gönderip yorum yapman için neler yapmazdım.neyse konu bu diil.birincisi aynı partideki metin gürsoy Konyalı OB'nin çantacılığğından istifa mı etmiş?çünkü neredeyse hiç konuşmadılar.ikincisi ortalarda dolaşıp doğum günüyle beraber 15.aşk kariyerini kutladığını söyleyen OBİstanbul'un hot sevgilisinin mayolu pozlarını bulabilir misin? mayosuz da olur.

Yetenekli Bay Cüneyt

Cüneyt Akeroğlu, Ibiza'da Mert Alaş'ın evinde ikinci cinsel açılımını sefa içinde yaşayadursun, Türkiye'de arkasından konuşulan ucuzzz dedidkodular bitmek bilmiyor. Dil darbeleriyle Çin seddini bile yıkabilecek olan Türk gayleri Akeroğlu'nun burada-orada-her yerde peşinde.

Akeroğlu'nun peşindekilerden biri de Cengiz Abazoğlu. Çünkü ikisinin aralarında Türkiye'den kalan küçük bir hesap varmış.

O da şu ki: Cüneyt Akeroğlu, İstanbul'da olduğu sırada Cengiz Abazoğlu'ndan kanserim diye 10 bin TL borç almış.

Ve gördüğümüz kadarıyla Ibiza'da böyle bir tedavi gördüğü falan yok. Gayet halinden menun gibi. Ki eğer öyleyse de kendisine geçniş olsun diliyoruz ama Paris Moda Haftası'nda Marc Jacobs'tan aparttığı son derece ortada olan kuş kafası mıdır, fil hortumu mudur nedir o aksesuvarlarla iyice başarısız olan Abazoğlu'na bir zahmet borcunu ödesin lütfen.

Kendisi de zor durumda yani. Ben Cengiz Bey'in asistanıyım. Bunu iletmemi istedi.

Jüri gay ve çorapları

Hani erkek asistanıyla aynı oda da kalıp, acayip tasarruf eden tutumlu pasif-agresif jüri üyesi vardı hatırlarsınız.

Bu jüri üyesi gay aynı zamanda asistanına ayakkabılarını çıkartıp, çoraplarını da değiştirtiyormuş.

Hadi aynı odada kalma alışkanlıklarını tutumlululuğa bağladım ama çorap değiştirtmeye nasıl bir kılıfa uyduracağımı bilmiyorum.

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Melis Alphan'a bir soru?

Milliyet gazetesinin moda yazarı Melis Alphan bugün tweeter'da bu zamana kadar kullandığı en iyi maskara'nın YSL'nin ki olduğunu açıkladı. Alphan'ın bu küçük tavsiyelerini iyi değerlendirmek lazım çünkü kendisi bu işin okulunda okuduğu için moda konusuna bilimsel verilerle yaklaşıyor.

O en iyi maskara YSL diyorsa doğrudur mutlaka. Genç gay'ler bundan sonra kulübe giderken YSL maskara süreceksin gözünüze. Biriktirmeye başlayın paraları.

Hazır Melis Alphan'dan tavsiyeler almaya başlamışken ben de ona çok önemli bir sorunumu yansıtmak istiyorum.

Bikini bölgemdeki kılları almak için (Arkadan bikini ama), SeSu'nun soğuk ağda bantlarını kullanıyorum. Ama her seferinde istediğim sonucu elde edemiyorum yani bir bebek kıçı kadar pürüzsüz olmuyor.

Tavsiye edebileceğiniz uygun bir ağda markası var mı?

Eleştirilere yanıtımdır

Uzun zamandır çeşitli attırıklarınızda küçüklü büyüklü iğnelemerle karşılaşıyorum.


Yok efendim neden eskisi gibi dedikodu yokmuş, gençleri out etmeliymişim, imlaya dikkat etmeliymişim, yeter artık OB'lerle ilgili şeyler başka şeyler yazmalıymışım... vs vs

İmlaya dikkat edilmiş yazı okumak isteyenler için Radikal'den Hakkı Devrim'i tavsiye ediyorum. Gayet düzgün yazıyor. Hiç de imla hatası yok.
Benim gözümü bazen madilik son derece bürüdüğü için imlaya hatta harflere bile dikkat etmiyorum. Bununla da uğraşmak istemiyorum açıkçası.

Dedikodulardan, yazdıklarımdan memnun olmayanlar için de... Ben kimseye bir söz ya da garanti verdiğimi hatırlamıyorum.
İstemeyen okumaz. Kimseyi de zorla buraya bağlayacak halim yok.
Beğenmeyen paşa oğluna da almasın. Ben elektrikçiyle gayet memnunum.
Daha iyisini yapabilen varsa da buyursun yapsın.


Yani açıkçası hiç kimse umrumda değil. Siz de buna dahilsiniz. Beğenmiyorsanız 'anlıyorum ve devam etmek istiyorum' u tıklamazsınız olur biter.

Kisses

Clara von Der Meinhofff

214 kişi onun tahtına oturmak istiyor

Bir anketi daha bitirdik. 214 kişi ölükten sonra Huysuz'un yerinde gözü var.

Ama benim kalbim malesef Erkan Özerman için atıyor. Onun yerinde de benim gözüm var.

14 Ağustos 2009 Cuma

Yunuslarla yüzmek iyileştirir mi?




Hayır kesinlikle iyileştirmez! Genlerden gelen bu durumla ilgili yunus tedavisinin iyileştirici bir etkisi olduğuna dair elimize gelen bir bulgu yok.

Hande Yener'in teknoloji merakı



Büyük bir keyifle izliyorum Hande Yener'in dibe doğru gidişini . Kahkahalarla gülerek ve şampanylarla kutlayarak.

Borçlar arttıkça, albümler satmadıkça ve hiç kimse ondan bahsetmemeye başlayınca tekrar gündeme gelebilmek için elinden gelen her şeyi yapıyor. Zavallı.

Yaşlanıyor üstelik. Durum onun için çok daha zor.

Umarım eskiden tezgahtar olduğu günlerdeki SSK'sını bozdurmamıştır. Hiç olmazsa tüm borçlar ödendikten sonra belki bir emekli aylığı kalır eline.

Şimdi Eurovision'a sardı biliyorsunuz. Bu sene ne yapıp ne edip Eurovision'a gitmek için deli bir kampanya içinde. Çünkü parası bitti ve Hadise'nin bu yıl imzaladığı anlaşmaları gördüğü için tekrar gündeme gelmek ve para kazanıp, borçları ödeyebilmek için tek şansı Eurovision'a gitmek.

Ve Eurovision'a kim gitsin anketlerinden de hep birinci çıkıyor. Bak sen şu işe!

Hande Yener Eurovision anketlerinde birinci çıkıyor ve çünkü bir hackerla anlaşmış. Hacker tüm Eurovision oylamalarının yapıldığı sitelere girip, oylarla oynayıp Hande Yener'i birinci gösteriyormuş. Yani paçozluğun bu kadarına da pes gerçekten.

Ay bu tür küçük taşra madiliklerini ve fesatlıklarını etrafındaki hangi kıt akıllı gay veriyor acaba? Keşke hacker'a falan para vereceğine akıllılık yapıp SSK primlerini ödese.

Yaşlılık falan çok zor.

E, bir de bakmak zorunda olduğu bir aşiret adam var. Zor işler bunlar şekerim!

Marjinal mi? Deli mi?

Yine attırık olarak gelen bir dedikodunun sizin sayıklamalarınız arasında kaybolup gitmesine gönlüm razı olmadı.

Topuzlu modacımız yıllar önce her akıllı Türk gay'i gibi askerlikten muaf raporu almaya gider. Tüm işlemler sırasıyla gerçekleşir. En son o uzun bekleme sırası gelmiştir. Ve topuzlu modacımız topuzuyla gay'lerin olduğu sırada beklemektedir.

Aynı zamanda aynı maruzat raporundan almak için üç travesti de sırada beklemektedir. Ve travestiler topuzlu modacıyı görünce ona sararlar ve biri yanına yaklaşıp der ki:

'Ay abla, sen niye nonoş kuyruğunda bekleyip zaman kaybediyorsun. Git deliler sırasında bekle sana zaten hemen Şak! diye verirler raporu'

Travestiler kahkahayı basar, topuzlu modacı bu işe çok bozulur.

Ay madilik falan ama çok komik bence. Nişantaşılı sosyete dilberlerine kıyafetleri kapış kapış sattıran marjinal imaj , travestiler için sadece delilik göstergesi.

E, az biraz da haksız değiller aslında.

12 Ağustos 2009 Çarşamba

Boyu kadar eli de uzun basketçi

Taktı mı takıyorum. Saplandı mı çıkamıyorum. Basketbolcularla ilgili dedikodulara devam.

Aralarında en çok tanıdığımız beyefendiyle ilgili bu da. Spor dünyasındaki başarıları kadar magazinsel hayattaki maceraları da epey uzun zaman konuşulmuştu. Eski sevgilisinin, ondan ayrılığının ardından yaptığı şarkılardan bir kariyer kuruldu, bir evlilik gerçekleşti, çocuklar yapıldı.

Bu yakışıklı basketbolcumuzun da ünlü olmadan ve magazinsel aşklar yaşamadan önce bir takım gay kırıştırmaları olmuş. Bir gün bir gay beyin evine gitmiş, gece gayet mutluk içinde geçirilmiş.

Sabah olmuş. Ünklü basketbolcumuz evden ayrılmış, evde kalan gayimiz de günlük hayatına devam etmiş. Fakat daha sonra bir bakmış ki yeni aldığı ve daha bir kaç kere giydiği yeni ayakkabılar evde yok.

Bu ne şanssızlıktır. Kaçımızın ayak numarası bir basketçiyle aynı olabilir? Meğerse basketçimizin ayakları ortalama bir numaraymış: 44 mesela.

E, artık çoook zengin olduğuna göre bir zahmet şu eski defterleri de kapatsa fena olmaz mı?

11 Ağustos 2009 Salı

Fotoğrafçı ve heyecanla tartışılan penisi

Bu konuyu buradan yakalamak isteyeceğiniz aklıma gelmezdi. Ama madem merakla ve heyecanla objektifini gen ve yakışıklı erkeklere doğrultan fotoğrafçının penisini tartışmak istiyorsunuz tabii ki Clara'nın da bu konuda söyleyecekleri

Yüksek öğrenimimi yaptığım üniveriste dönemlerinde elbette sadece süper hızlı motor kızlarla takılıyordum.

Ve diğer sınıf arkadaşlarımız hayatlarını kariyer oluşturmaya hazırlarlarken biz penisleri üstüste dizip kule yapıyorduk.
Ve o yıllarda bir kız arkadaşımın yolu, bu fotoğrafçılık hobisiyle uğraşan beyle kesişti. Ve evet birinci kaynaktan söylüyorum beyefendinin penisi ufakmış.

Ama bunun yanı sıra gerçek bir centilmen olduğunu ve insanları etkilemeyi çok iyi bildiğini de ekleyelim mutlşaka.

Fotoğrafçı beyin pipisinin küçüklüğü kadar başarısız olduğu bir başka alan daha var ki o da hediye seçmleri bu arada. Arkadaşıma Paris'ten dünyanın en çirkin Gucci çantasını hediye getirmişti. Hiç unutamıyorum.

Pembe, minik bir Gucci. Tıpkı pipisi gibi. Pembe ve minik.

Doz aşımı nedir?

Bu dedikodu bir coment olarak geldi ama o haliyle değil biraz üstüne oynanmış haliyle kullanmaya karar verdim. Ve son yıllarda en ama en çok kıskandığım olayın bu olduğunu da büyük bir tevazuyla açıklamak isterim.

Dünyaca ünlülerin yakın arkadaşı olan ve onları doğal ve tarihi güzellikleriyle her göreni kendinden geçiren ülkemizde ağırlamayı pek seven bir ünlümüz zamanında yurtdışında partilemeyi çok severdi.

O zamanlar Türkiye eğlence hayatı bu kadar renkli değil ve Ceylan Çaplı henüz efsanevi 14, 20 ve 2019 eğlencelerini ülkemize getirmemiş. Yani kısaca ecstasy'nin henüz Türkiye'ye girmediği yıllar.

Bu ünlü konuksever ismimiz ise henüz o yıllarda çok daha genç şimdiki gibi semi inziva hayatı yaşamıyor. Ve Londra'da çılgın bir partiye katılıyor.

Bu bir seks partisi. Ve içeride artık kaç insan varsa herkes gerçekten süpppper eğleniyor. Fakat Bahtsız Türk'ün başına dünyanın en tuhaf olayı geliyor.

Çılgın grup seks partisi sırasında beyefendi fenalaşıyor. Ve kendisini hiç iyi hissetmediği için hastanaye kaldırılıyor. Teşhis şu yönde konuluyor: Protein zehirlenmesi.

Biyolojiye hakim olmayanlarınız için daha da özetleyeyim: Erkeklerin pipişkolarından çıkan sperm maddesinin içinde bol miktarda protein var.

Bilmem anlatabildim mi?

Londra ne kopuyormuş yahu o yıllarda!

10 Ağustos 2009 Pazartesi

12 dev adamdan biri 'fazla' meraklı

Tüm spor dallarında, ter döken emekçi kardeşlerime hayranlıklarım ve takdirlerim sonsuz olsa da basketbolculara karşı bu çılgın histerim pek olmuyor. Çok özel anlarda bir basketbolcu krizi geçirebiliyorum.

Ha, Eva Longoria'nın sevgilisi Tony Parker'ı yemez miyim? Elbette yerim.

O yüzden basketbol dünyasına pek alıcı gözüyle bakmam. Ama aynı şey basketbol dünyası için pek geçerli değilmiş. Bazı üyeleri alıcı gözlerini, gay dünyasına çevirmişler ve neler olduğunu son derece merak ediyorlamış.

Mesela gururumuz bir türk oğlu var. NBA'de oyanayan. Çok çok başarılı kendisi. Ve aynı zamanda kişisel bakımına da çok meraklı. Bir arkadaşım Akmerkez MOS'ta rastalamış kendisine. Yanyana oturuyorlarmış.

Ve bu başarılı basketçimizle orada geçirdikleri süre boyunca sürekli bakışları karşılaşmış. Daha doprusu çocuğun tabiriyle basketçi durmaksızın 'tikel'miş.

Gaydar dediğimiz şey hemen devreye girmiş tabii o sırada.

'Bu çocuğu araştırmalısın. Kesinlikle bir şey var onda! dedi.

Takipteyim. Bir üçlük bekliyorum, ta potamın derinliklerine.

Aktif gay'ler bu sergiyi merakla bekliyor

Fotoğrafçılık son dönemin en popüler hobilerinden biri. Eline makineyi alan kendini fotoğrafçı olarak tanıtıyor.

Eskiden spor dünyasından tanıdığımız ünlü bir ismin de son hobisi fotoğrafçılık. Tek memeli kadınlardan, tek bacaklı sporculara kadar her şeyin resmini çekti. (Esas üç bacaklı şöhretlerin fotoğrafını çekse aslında. Harika olur).

Bu ünlü isim son dönemde fotoğraf karelerine bakışını değiştirmiş ve objektifini bambaşka şeylere yöneltmiş: Genç ve parlak erkeklere.

Şöyle ki uzun zamandır takıntısı olan genç ve parlak bir oğlanın Cihangir'de çok merkezi bir bakkalın üçüncü katındaki evinde, bazı zamanlar buluşup, sabahlara kadar takılıp fotoğraf çekiyorlarmış.

İnsanın bir hobisi olması ve onu geliştirmek için sürekli çalışması, kendine bambaşka malzemeler bulması ne kadar güzel bir şey değil mi?

Umarım bu yeni çalışmalar yakında sergilenir de, günler geceler süren bu titiz çalışmaları biz de yakından inceleyebilirz.

Evet kızlar. Strike a poze!

8 Ağustos 2009 Cumartesi

Çemişgezek'te GS Lisesi vardı da biz mi okumadık?


Tarihin en büyük gay yalanları genelde gay'lerin kendi geçmişleriyle ilgili söyledikleridir. Ama gay'ler şunu da nedense hep es geçmektedir, herkes dibine kadar gerçeği bilmektedir sadece açıklamak için uygun anı bekler.

Topuzlu modacımız da kendisinin hep Galatasaray Lisesi mezunu olduğunu söylemektedir her yerde. Bir gece bir akşam yemeğinde de yine aynı şeyi söyler. Masadan şöyle bir soru gelir:

-A, sayın topuzlu. O zaman sizin Fransızcanın harikadır mutlaka.

Topuzlu modacı hiç bozuntuya vermeden şöyle der:

-Yok yani. Benim zamanımda Galatasaray Lisesi'nde, Fransızca öğretmiyorlardı.

Aaaa! Daha neler.

Ayol, 800 küsür senelik okul. Bir tek o yılı mı buldu Fransızca eğitimi vermeyecek.

Çüşünüz sayın Topuzlu. Cemil Topuzlu. Açıkkafa tiyatrosu.

Ankete küçük bir müdahale

Tamam çoğunuzun içinde, kadın kıyafetleri giyip sahneye çıkıp, kanto söylemek gibi bir istek yatıyor olabilir. Yadırgamıyorum CD olma isteğinizi.

Ama biraz kafanızı çalıştırın diyorum: Erkan Özerman, Best model'i düzenliyor. Her yıl yaklaşık 200 küsür erkeği 40'a düşürüyor. Onların sayısını daha da sıkı bir elemeyle 20'ye indiriyor. Ve tüm bu erkeklerin hepsinin yeni bir Kenan İmirzalıoğlu ve Kıvanç Tatlıtuğ olmak için yapmayacağı şey yok.

Ve Erkan bey hala bu işin zirvesinde.

Huysuz Virjin ise şu anda Kuleli sırtlarındaki evinde goblen yapıp, kanaviçe işliyor.

Doğan bey için ise bir şey söyleyemem. Belki kitap okumayı seksten daha çok seven de olabilir.

Ama...

Gerçekten Are you sure?

7 Ağustos 2009 Cuma

Biraz da tutumluluk öğrenelim

Türkiye'de gay'lerin sıkça kullanıldığı alanlardan biri de yarışmalardaki jüri koltukları. Bir de Yemekteyiz yarışması var ki orada ki dolma saran, börek açan gay'lerle domestik olanlarınız ilgilensin.

Biz mümkünse pasta yiyelim.

Bu jürici gay'ler arasında en ünlüsü var ki hayatımıza bu yarışmalarla girdi. Ve kısa zamanda fenomen olmayı başardı. Kravatını beline bağlayarak ekrana çıktığı günleri unutmaıyoruz.

Jürici gay'imiz asla özel hayatıyla ilgili konuşmuyor. İlk günden bu yana bu konuyla ilgili tek bir kelime bile etmedi.

(10 yıldan uzun süredir birlikte olduğu sevgilisinden bahsetmek istememesini ilişkisini magazin malzemesi yapmak istemiyor diye de yorumlayabiliriz).

Elbette bu jürici gay tüm bu yarışma süreci içinde, epeyce parayı da zulaladı. Ve emeklilik günleri için almayı düşündüğü taş ev için de para biriktirmeye devam ediyor. Ve bu yüzden son derece de eli sıkı davranıyor.

E, ev geçindiriyor kolay değil tabii.

Tutumlu jürici gay'imiz bir gay abartısına kapılıp, emrinde bir sürü insan çalıştırmak yerine tek bir asistanla çalışıyor. Asistan hem şoförlüğü, hem korumasını, hem de getir götür işlerini aynı anda yapıyor.

Bu kadar zamandır beraber çalıştıkları için artık iyice de yakınlaşmışlar tabii. Mesela bu hesaplı kitaplı dönem içinde Türkiye içinde başka bir şehre gittiklerinde, bazı zamanlarda asistanı ve kendisine ayrı ayrı iki oda tutmak yerine tek bir oda tutuyor.

Görüyorsunuz değil mi? Tutumlu kadın olmak hiç de kolay değil!

6 Ağustos 2009 Perşembe

Mor formalı fotoğraf fotomontajmış

Darbe mi şeriat mı?

Darbe mi şeriat mı anketiyle ilgili beni şaşırtan 646 kişinin darbe demesi değil de 98 kişinin şeriat istemesi oldu.

Ben herhalde şöyle en fazla 5-10 kişi şeriat ister diye düşünüyordum ki eğer sonuç böyle olsaydı oturup şeriat isteen gay'lerin kim olduğunu deşifre edecektim. Malesef oturup şu an 100 kişilik namaz kılıp, oruç tutan gay bulmamama imkan yok.

Ha bu arada benim fikrimi merak edenler için elbette darbe!

En azından ortalıkta iki asker görürüz.

Onur Baştürk tarzını değiştirmiş


Ve bir klasik daha sona erdi minnoşlar.

Onur Baştürk kendisiyle özdeşlemiş hatta iftira kampanyalarıma sık sık alet olmuş fötr şapkalı imajından vazgeçmiş. Kenarları yağlı ve içinden beyaz saçlar çıkaran fötr şapkaları artık göremeyecek olmamın kreatif sürecim içinde beni etkileyeceğinden epey endişeleniyorum.

Peki yeni imaj nasıl?

Onur Baştürk geçen gece Tek Yön'de fötr şapkayla değil, Ecevit kasketiyle görüldü. Açık gri renkteki şapkanın Baştürk'ün beyaz tonun hakim olduğu saçlarında 'harika' durduğuna herkes hemfikir.


E ne demişler? Köylü milletin efeminesidir!

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Zengin gay'leri birbirine düşüren yeni 'it boy'

Bir kişiden daha duyarsam yazacağım demiştim kendi kendime. Ve evet dün bir kişi daha o isimden bahsetti: Çağatan.

Anti depresanlarla bulutların üstünde yatarken etrafımdaki tüm gay'ler aynı isimden ve onunla ilgili dedikodulardan bahsediyorlardı. Yok ilk önce oraya gitmiş, yok aslında o sandığımız gibi biri değilmiş. Hayır ne münasebetmiş aslında o hiç de öyle şeyler yapmazmış.

Çağatan! Çağatan! Çağatan!

Her dönem gay dünyasını sallayacak bir çocuk mutlaka çıkar ve yeni biri gelene kadar onun hakkında konuşulur. Herkesin elde etmek istediği kişi odur. Bir süre piyasadadır daha sonra ortadan kaybolur. Akıllıysa zirvededir, aptalsa piyasada

Ve bu dönemin 'it boy'u Çağatan minnoşlar.

Ve kentteki tüm zengin gay'ler onun peşinde. Herkes onu konuşuyor.

Peki kim bu yeni 'it boy'?

Kendi halinde bir üniversite öğrencisi mi?

Anlatıldığı kadar zengin mi? Yoksa zenginlik yalanı uydurulan bir kılıf mı?


Gay mi? Straight mi? Oynuyor mu?

Bu yılın yeni 'o çocuğuyla' ilgili her şey yakında Madi Clara'da.

Valentino'nun ardından CK


Büyük Abla Valentino'nun, Türkiye seyahatiyle ilgili gelişmeleri geriden de olsa takip ettik. Pek renkli detaylar alınamasa da uluslararası ablaların ülkemizi ziyaret etmeleri biz 3. dünya ülkesi gay'lerini heyecanlandırıyor.

Valentino, Ömer Karacan'ın ve Alisdair Dundas'in davetlisi olarak Türkiye'deydi. Karacan bu seyahat için eminim çok heyecanlanmıştır.

Çünkü kendisi bir süre önce Valentino'nun bilmem neredeki şatosuna gittiğinde şaşadan, harcanan paradan (Belki oğlanlardan. Bilemiyoruz) çok çok etkilenip geri dönmüştü. Yakın dostlarına 'Biz de çok para harcıyoruz evet ama ben bu kadar lüksü daha önce hiç görmemiştim' dediği de biliniyor.

Valentino'nun okuduğum bir röportajında Türkiye'den çok memnun kaldığını söylediğine göre Dundas çifti (pardon hayat arkadaşları) ellerinden gelen herşeyi yapmışlar demek ki.

Valentino'nun ülkemizden ayrılmasının hemen ardından da şimdi diğer bir modacı Calvin Klein Türkiye'de. Dün gece Reina'daydı ve sonrasında da belki Tek Yön'e gidilmesi planlanıyordu.

O zaman hadi kızlar: Giyiyoruz Ck jeanlerimizi, en masum Brooke Shields pozumuzu takınıyoruz ve kendimizi İstanbul sokaklarına atıyoruz.

CK'yi de mutlu yollamak lazım Türkiye'den. Bu bizim Dundas çiftine ve ülkemize karşı karşı bir vatandaşlık görevimiz.

Her zaman gay olmadığını söyleyen Calvin'i de dolaptan ancak Türk gayleri çıkarır.

4 Ağustos 2009 Salı

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Galatasaray'ın mor forması hakkındaki fikrim

Bütün kızlar bu gece toplanıyor


istanbul gece hayatının önemşi figürlerinden sosyetik Mimar Mahmut Anlar'ın bu gece doğum günü partisi var. Üstelik kaç yaşına girdiğini asla bil(e)mediğimiz Anlar bu seneki parti kutlamaları için, gayet ironik bir yer seçmiş: Eski Küçükçiftlik Lunaparkı.

(Yoksa Anlar da artık yaş kutusunda bir alt box'a mı geçti).

Mahmut Anlar'ın evinden altın Rolex saatini yürüttüğümden beri madiyiz. O yüzden partiye davetli değilim. Ama an itibarıyla partiye katılacak konuklar arasında İzzet Çapa, Esin Maraşlıoğlu, Nihat Odabaşı, Murat Patavi, Hakan Öztürk ve Ender Sanal gibi isimlerin olduğunu öğrenmiş bulunmaktayım.

Ama kuşlara tüm gökyüzü serbest. Parti dedikoduları içerideki küçük ajanlar sayesinde çok yakında kötüler kötüsü, karanlıklar kraliçesi, eski porno yıldızı, şen dul Madi Clara'da.