23 Nisan 2012 Pazartesi

Enişteninki küçük pet şişe kadarmış

Demet Akalın bu gece evleniyor. Ona bir düğün armağanı vermek için arşivimin derinliklerinden bu fotoğrafı armağan ediyorum. Kendisine mutluluklar diliyoruz... kisses

31 Ocak 2012 Salı

30 Ocak 2012 Pazartesi

Yeni poster çocukları




Ünlü bir gazetecinin evinde bir akşam yemeği...

Davet sahibi umutsuzca arkadaş edinme çabalarını pahalı akşam yemekleriyle süsleyip, tüm günü mutfakta geçirmiş. Menü en az konuklar kadar iddialı. Ispanak sote üzerine fener balığı, bulgur risotto ve uyduruk bir salatalık salatası.

Konuklar teker teker geliyor. Davet sahibi tarafından birbirlerine tanıştırılıyor. Konuklardan ikisi pek heyecanlı. Mehmet ve Caner adlı bu çift yemek sırasında uzun uzun yeni çekecekleri filmi anlatıyor. Anlatan daha çok Caner (Gözlüklü lubun)... Mehmet biraz hoş bir insan, daha asil, daha sessiz (Biraz tutar).

Caner filmlerinin ilk başta başka bir konusu olacağını ama Ahmet Yıldız cinayetinden sonra konuyu değiştirmeye karar verdiklerini anlatıyor. İşin içine bir zenne, bir Kanadalı fotoğrafçı, bir adet askerlik raporu, iki yumurta, dört litre süt, bir anne kompleksi, üç doz feminenlik ve bir adet cinayet katacaklarından bahsediyor.

Masadaki konuklar sessiz. "Peki bu anlattığınız şeyin Ahmet Yıldız cinayetiyle ne alakası var?" diyor içlerinden biri.
Caner hemen telaşlanıyor "Yooo, yoo" diyor. "Biz Ahmet Yıldız filmi yapmıyoruz. Sadece ondan esinleniyoruz. Mesela Ahmet'in annesini adı başka biz filmde bunu değiştirdik". Sonra da heyecanla anlatmaya devam ediyor "Çok gişe yapacağımızı sanmıyorum. Ama ödül alacağımıza eminim"

Dediklerini yapıyorlar da. 'Ahmet Yıldız filmi olmayan', Ahmet Yıldız filmi Zenne Altın Portakal alıyor. Tüm bu Milk dalgasını arkasına alarak gişede de başarılı oluyor. Bizde Mehmet Binay ve Caner Alper adlı yeni poster çocuklarımızla tanışmış oluyoruz.

Ben bu filmle ilgili şunu merak ediyorum sadece. Hayatında feminenlik, askerlik meselesi gibi kavramlar olmayan ve Türkiye'nin en sarsıcı cinayetlerinden biri olarak tarihe kazınan Ahmet Yıldız'ın hatırasını uyduruk bir film için heba etmeye bu iki tipin ne hakkı var? Kimdir bu Mehmet'le Caner? Mehmet Binay az çok bu işlerin içinde televizyoncu, belgeselci... ya Caner Alper. Hayatımıza Yıldırım Mayruk'un Barbaros'u gibi girmiş bir karakter.

Ahmet Yıldız filmi yapmıyorlar ama filmin tüm kampanyasını Ahmet Yıldız üzerinden götürüyorlar. Tüm röportajlarında konu buraya geldiğinde ballandıra ballandıra ilişkilerini anlatıyorlar; Ahmetle nasıl arkadaş olduklarını, aralarının nasıl olduğunu, Ahmet'in onların Adonis'i olduğunu vurgulamaktan çekinmiyorlar ama iş filmlerine gelince bu bir Ahmet Yıldız filmi olmuyor.

Ne oluyor peki?

Kendi başına zaten yeteri kadar çarpıcı bir konuyu kullanmayıp, işin içine bir de zenne, askerlik, Kanadalı fotoğrafçı gibi doya doya eşcinsel oryantalizmi katıp ortaya sermek hangi ahlak, hangi etik anlayışına uyuyor.
Esinlendik dedikleri Ahmet Yıldız'ın annesini, hikayesini bu şekilde yansıtmaya ne hakları var?
O filmi izleyen herkes perdedeki adamın Ahmet Yıldız olduğunu biliyor. Feminenlikle, zennelikle, askerlik raporuyla uzaktan yakından alakası olmayan bir adam Ahmet Yıldız.
Ödül almak uğruna hatırası arkadaşları tarafından paramparça edilmiş bir kurban.

Zenne filmiyle onu ikinci kere bu sefer de biz öldürdük.

Şimdi rahatlıkla katillerin posterini duvarımıza asabiliriz.

İstanbul'da oral problemler

Üst üste kötü haberler alıyorum minnoşlar.

Önce Taksim Gezi Parkı'nın, Topçu kışlası olacağı haberiyle bir ürperdim. Buranın adının topçu kışlası konulmasını bizlere bir göndermeme mi onu anlamadım (Ay biz askere bile gitmiyoruz ne kışlası ayol!). Geçenlerde Taksim Gezi Parkı'nı şöyle bir ziyaret ettiğimde çalıların da kesilmiş olduğunu gördüm. En az peruksuz bir Erol Evgin gibi parlamıştı ortalık.

Sonrasında da İstanbul sınırları içinde kalan köfte sinemalarından birine Kartal'dakine polisin baskın yaptığı ve fuhuş suçlamasıyla madilik çıkardığını öğrendim. Ay polisler işleri güçleri yok, 10 TL vermişler müşteri gibi içeri girmişler, iki oral vakası tespit edip, birbirlerine mesaj çekerek ışıkları yaktırmışlar, içerideki herkesi göz altına almışlar.

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=311792&utm_source=dlvr.it&utm_medium=twitter

Ay sanırsın CSI Kartal. Bu enerjilerini başka şeye harcasalar memleket biraz daha az Gotham City olur.

Bu durum üzerine ben şimdi devlet büyüklerimize bir soru sormak istiyorum: Peki her yeri kapatıyorsunuz, sinemaları basıyorsunuz, çalıları buduyorsunuz, Taksim Gezi parkı'nı yoluyorsunuz.. eee hoş anladık da.. Memleketteki lubunyalar olarak bizim de bir oral hayatımız var.

Peki bu durumda biz nerede ağzımıza alıcaz?


Madem durum böyle devlet bize bir yer göstersin. "Bakın lubunyalar, burası kurtarılmış bölge. Gidin burada ağzınıza alın" desin

Yani lütfen Lambda'yı, Kaos'u göreve çağırıyorum. Bu duruma bi çözüm bulsunlar. Şu anda İstanbul'da ağzımıza alacak yer kalmadı. Gay'lerin özgürleşmesini sonraya bırakalım. Bu soruna bir çare bulun lütfen.

Aaa bu ne yahu? Devlet bizi resmen bizi kayganlaştırıcı kullanmaya teşvik ediyor. Avrupalı gayler gibi.
Oral hakkımı geri istiyorum.

kisses

Yılın madiliği ankte sonuçları

Yoğun gündemimden ve kendi madiliğimin kazanamamasından dolayı 2011'in madiliği sonuçlarını açıklamayı atlamışım minnoşlar

Seda Sayan kazandı elbette. Diğer adaylara büyük bir de fark attı. Zaten sizin oylamanıza bıraktığım bir anketten entelektüel bir sonuç çıkmasını bekleyemezdim. Hayırlısı olsun. Allah büyük. Kısmet seneye.

Daha iyi madiliklerde görüşmek dileğiyle

kisses

26 Aralık 2011 Pazartesi

OYUNUZU KULLANIN YILIN MADİLİĞİNİ BERABER SEÇELİM

size demokrasi getirdim. oy verin madilikte sizin de söz hakkınız olsun varoşlar, köylüler, cüceler, küçük sikliler... kisses

2011'in en iyi madiliği aday 5: SEDA SAYAN'IN CANLI YAYINDA ÇILDIRMASI





Erol Köse bu yıl resmen delirdi. Ve kendi kişsel şovunu 2011'de başlattı.
Herkese ama herkese saydırdı, durdu.

Erol Köse'nin hiç durmaya niyeti yoktu. Ta ki Cenk Koray televizyon ödüllerinde Seda Sayan'ın (çakma olduğu iddia edilen) Louis Vuitton'unu kafasına yiyene kadar. Tüm magazin basını bu konuya atladı. Köse hem çantayı kafasına yedi hem de çıkışta gazeteciler önünde saldırıya uğradı.

Ama Kadırgalı Aysel'i de kimse durduramadı. Çanta darbesinden sonraki sabah programında açtı ağzını yumdu gözünü. Ve Erol Köse'ye resmen savaş ilan etti. Basitsin, düzeysizsin, iğrençsin monoloğunun en can alıcı kısmı memelerini sallaya sallaya yaptığı 'senin karının memeleri de televizyondan bizim ağzımıza giriyordu' bölümüydü.

Sevdik mi sevdik. Madilik mi? Sonuna kadar...

videonun tamamını izlemek için:

http://webtv.hurriyet.com.tr/3/25648/0/1/seda-sayan-canli-yayinda-cildirdi.aspx

2011'in en iyi madiliği aday 4: TUĞBA EKİNCİ'NİN TARKAN'A SALDIRMASI




Tarkan her zamanki heteroluğuyla, pırıl pırıl 98 dişini gösteren gülümsemesiyle Altın Kelebek Ödül töreninde ağırlanıp duruyordu. Ay ne tatlıydı, ne şekerdi, şeytan tüyü vardı bu hınzırın.
Öpücüklerini yollarken, hetero hetero bakmaya çalışırken bir anda sahneye bir deli fırladı. Tüm Türkiye'nin ezberini bozan dakikalar o an gerçekleşti. Tuğba Ekinci mikrofonu kaptığı gibi Tarkan'a 'Sen neden okul yaptırmıyorsun bakiim?' gibi saçma bir soru sordu ama bu dakikalar herkes tarafından pamuklara sarılıp sarmalanmaya alışmış Tarkan'ın nutkunun tutulmasına yetti.

Ayşe Arman şok geçirdi, izleyenler neye uğradığını şaşırdı. Canlı yayın skandalına pek de alışık olmayan Türk tv izleyicileri için unutulmaz bir andı.
Tuğba Ekinci iki gün içerisinde medyadan afaroz edildi, ahlaksızlığı, utanmazlığı vurgulandı. Biricik Tarkan'a bu nasıl yapılırdı. Ama bu düzeysiz ve harikulade madiliğiyle biz kötülük sevenlerin kalbini çalmayı başardı.

videoyu izlemek için

http://www.vidivodo.com/video-izle/altin-kelebek-tarkan-ve-tugba-ekinci-gerilimi/590985

2011'in en iyi madiliği aday 3: MADI CLARA'NIN BEYOĞLU BELEDİYE BAŞKANINA ATTIĞI TWEET




Her şey biricik Madi Clara'nızın nişana gitmek istemesiyle başladı. Tam da o dönem Asmalımescid masalarının toplatılmasıyla gündeme oturan ve kendini twitter'dan hararetle savunmaya geçen Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan ise masaları kaldırmanın verdiği mutlulukla içi kıpır kıpır bir sabaha uyanmıştı.

Madi Clara tanıdığı tek dışa dönük fönlü insan olan Beyoğlu Belediye Başkanı'na nişan için saçlarını nerede fönlettiğini sordu. İki dakika sonra Misbah beyden en az kendisi kadar sevimli bir yanıt geldi: Madi Clara'nın föne ne ihtiyacı vardı. Onun kendi tatlılığı yeterdi.

İlk kez resmi makamlar tarafından ciddiye alındığını düşünüp eli ayağına karışan Clara ne yapacağını düşünürken birileri belediye başkanını uyarmış olacak ki o tweet hemen silindi. Ama hızlı takipçiler bunun kopyasını almayı başardı. Ve Madi Clara'nın resmi fön sorusu ve başkanın cevabı tarihe geçti.

2011'in en iyi madiliği aday 2: TAYFUN SERTTAŞ'IN ERİNÇ SEYMEN'E MEKTUBU



2011 yılında güncel sanatçılar pek rahat durmadı ve haset, kıskançlık ve madilikle dolu olarak birbirlerini çiğ çiğ yemek için her fırsatta ellerinden geleni yaptılar. Bu savaşlardan biri de sanatçılar Tayfun Serttaş ve Erinç Seymen arasında gerçekleşti.

Yıllardır gizli gizli devam eden husumet haziran ayında Serttaş'ın Seymen'e yazdığı bir mektupla gündeme oturdu. Sene paçozsun, senin saçını başını yolarım tadında ilerleyen bu 'kavramsal cat fight' madilik dozuyla kimi yüreklere su serpti kimi yürekleri de dağladı.

Tamamını http://tayfunserttas.blogspot.com/2011/06/yigit-karaahmetin-yazsna-ilaveten-erinc.html okuyabileceğiniz mektubun en hararetli bölümleri ise şunlardı:

"Öncelikle, ürettiğiniz o bayağı imgeleri, Londra'da ilkokul çocukları kırtasiyeden sticker olarak alıp defterine yapıştırıyor, en fazla o kadar... Bende size karşı dilimi "o kadarlık" kuracağım. Ortada günümüz koşullarında sanat üretimi adına ufkumuzu açacak ya da üzerine iki saniyeden fazla düşünmeyi gerektirecek hiçbir şeyiniz yok."...

... "Siz 3-5 bin liraya IQ seviyeleri ortadaki mankenlere son moda anarşi, insan hakları ve yok sayılan değerleri satıyorsunuz, işgence odalarının resimlerini satıyorsunuz"

..." gay pride'larda düdük çalıp sağa sola koşturarak, 30 yaşınıza kadar ailenizin evinde konfor içerisinde yaşayıp insanlara özgürlük ve anarşi mavraları atarak, üflesem uçacak hacminizle kalkıp sado-mazo gibi okumaktan öteye pratik edemeyeceğiniz tekstlerin arkasından orjinallik taslayarak, ne sanatınızı ne de kendinizi bir yerde konumlayabilirsiniz."...

Bu mektubun arkasında her mağdure gibi Erinç Seymen'de sessizliğe büründü ve Tayfun Serttaş'ın attığı golün keyfini çıkarmasına izin verdi. Bize de bu ikilinin kapışmasını 2011'in adaylıkları arasında göstermekten başka çare kalmadı.

24 Aralık 2011 Cumartesi

2011'in en iyi madiliği aday 1: JANET


İki kadın sanatçıdan oluşan Full İktidar grubunun çektiği bir video 2011 yılında elden ele, kulaktan kulağa dolaşarak kısa sürede fenomene döndü. Prodüksiyondan ve bütçeden kaçınmayan Janet videosunun madilik dozuna inanmak mümkün değildi (Ben neden düşünmedim diye çok sinirledim açıkçası)

Videoda DJ'lik de yapan, moda tasarımından da anlayan, herşeyin en iyisini bilen, yaşından iddialı, kürk mantolu bir Madonna olan Janet'tan bahsediliyordu.

Videoyu izleyenler gözlerine inanamadı, çünkü bu Janet taşlaması genç sanatçı ve 'it girl' Joana Kohen'den başkası değildi.
Janet videosu kadının kadına yapabileceği en büyük madiliklerden biri olarak 2011 yılında hafızalara kazındı.
Joana Kohen bu videonun ardında süreci hiç profesyonelce idare edemeyip, sessizliğe büründü, depresyonunu aşırı tatlı tüketerek atlatmaya çalıştı.

Videoyu izlemek için:

http://vimeo.com/25103409

2011'in en iyi madiliğini seçiyoruz




Acısıyla tatlısıyla bir yılın daha sonuna gelmek üzereyiz minnoşlar... Madi Clara bu yıl aşırı tembellik yapıp, kıçını pek sik üstünden kaldırmadı... Ama senenin sonuna yaklaşırken sizlerle elele 2011'in en iyi madiliğini birlikte seçelim diyorum. Adayları tanıyalım ve yandaki o çok sevdiğimiz anket kutumuzdan oylamaya başlayalım.

Hepimiz birlikte hep beraber kötülüğe...

kisses

4 Kasım 2011 Cuma

İki resim arasındaki 7 benzerliği bulun



Dark room'da travma



Ablanız her yere minnoşlarım. Şimdi de sizlere Amsterdam dark room'larından bildiriyorum. Oradan buraya uzanan acıklı bir hikayeyi anlatacağım.

Malum ülkemiz gay'lerinin yurt dışı sevdaları pek bitmez. Kürdüyle, Laz'ıyla her biri ayrı bir penis boyuna ve koca taşaklara sahip bu topraklarda yedikleri yetmez ve ellerinden geleni ardına koymayarak kendilerini bir de Hans'ların John'ların memleketine atmak için her şeyi yaparlar.

Bu yurt dışına çıkış yollarından biri de genç gay'lerimiz için, bir aktivist örgüte kapağı atıp, seminer olsun konferans olsun gezme yolları kovalamaktır. İşte Boğaziçi Üniversitesi'nde okuyan zeki bir arkadaşımız da bu yollardan biriyle kendisini Amsterdam'a atmayı başarmıştır.

İlk yurt dışı deneyimi olduğu için aşırı heyecanlıdır ve içi içine sığmaz bu kızın.

Konferanslar biter kızımız harçlıklarını birleştirip bir iki gün daha Amsterdam'da kalıp o bar senin bu bar benim gezme peşindedir. Ve en sonunda yolu kentin meşhur barlarından birine düşer. Bir kaç içkiden sonra da kendini her meraklı Türk gay'i gibi dark room' atar.

Efendim o sike köfte, bu taşağa avuç derken en sonunda birinde karar kılar. Gayet kalın, pürüzsüzdür ve kızımızın hoşuna gider ve haşince ağzına almaya başlar. Fakat biraz fazla sertçe almış olacak ki ağızdaki organın sahibi beyden şöyle bir ses çıkar:

"Dikkat et kıreceksin".

Evet, Türk Türk'ü bu seferde dark room'da bulmuştur. Biraz daha takılırlar sonra da sikin sahibi der ki "Gel sana bir içki ısmarlayayım" Genç gay kızımız kabul eder. O zaman kadar karanlıktan dolayı birbirlerinin yüzlerini henüz görmemişlerdir dark room'dan çıkmak üzerelerken sikin sahibi der ki "Yalnız yukarı çıkınca şok şaşıracaksın"

Dark room'dan çıkarlar barın ilk ışıkları yandığı anda Boğaziçi'li gay'imiz az önce ağzına aldığı sikin sahibini görünce gerçekten şok geçirir.

Çünkü karşısında olanca güzelliğiyle Kuşum Aydın durmaktadır.

kisses

7 Ekim 2011 Cuma

Erol Köse'nin Oral tutkusu



Aslında Erol Köse hiç de öyle göründüğü kadar iğrenç bir insan değil minnoşlarım.

Kendisinin de sık sık bahsettiği gibi aslında 'tercihlere saygılı' ama bu tercihlerle ilgili ifşalarını yaparken cücelere mahsus aşırı ego patlamasına kapılıyor. Homofobinin o kalın hatlarla belirli çizgisini yerle bir edeli epey oldu. Camiamızda artık korkulur bir insan oldu ki bu hiç hoşuma gitmiyor. Camiamızda tek korkulur insan benim olmam lazım. Farkındayım çok boş bıraktım bu kulvarı da.

Oysa Erol Köse eşcinsellerle uzun süredir pek sıkı fıkı.
Hatta şu sıralar 'çılgın' tarzıyla partilerde dolaşıp, dikkatleri üstüne çeken bir hanım kızımıza bir albüm yapmak üzere.
Mustafa Oral adlı bu kızımız, tüm partilerde ki ilginç saç sitilleri, ucubik kıyafetleriyle Deniz Berdan'ın kızı Beg Berdan'la yarışır. Aynı ucubeliğin ayrı noktaları.

Köse, yeni keşfi Oral'a fazlasıyla da tutkun. Türklerin koşa koşa güney sahillerini doldurduğu Ramazan bayramı sırasında kendisi de Alaçatı'da Oral'la oral bir tatile çıkmış.
Herkesin kalabalık gruplar halinde takıldıkları bu tatil sırasında Erol Köse ve Oral, başbaşa yeni albüm hakkında konuşmuşlar. Mum ışığı eşliğinde gerçekleşen romantik yemekler, sahilde yapılan uzun konuşmalar hepsi Oral'ı müzik dünyasına kazandırmak için...

Köse bu sefer de çok iddialı. Oral'ı Türkiye'nin Lady Gaga'sı yapacakmış.

Merakla bekliyoruz oralın albümünü.

Erol Köse'yi yanlış tanımayalım. O da hepimizi gibi oralı fazlasıyla seviyor.

Kisses....

27 Eylül 2011 Salı

Bir enayi aranıyor




Her gay'e bir pasif sanatçı gay düşüren İstanbul Bienali'nin bilmem kaçıncısı naçizane şehrimizde.

Sanata doyulur mu doyulur mu minnoşlarım?

Hiç bir şeyin bi'sinden hoşlanmadığım gibi, bienallerden de pek hoşlandığım söylenemez. Hep aynı terane, hep aynı dert.

Ama bu yıl ki bienalimiz bizi çok yakından ilgilendiren bir işle kavrulup, yanmakta. Nasıl bir düzeye hitap ettiğini Radikal'in radikal yüzü, kırılan vicdanların sesi Ezgi Başaran makalesine konu olmasından da anlayabiliriz.

Şımarık, asi, afacan Kutluğ Ataman'ın askerlik raporundan bahsediyorum. Ataman askerlik raporunu çerçeveletip duvara astırdığı Bienal eseriyle adından epey söz ettirmekte.

Vauuv'lar, şahaneler havalarda uçuşmakta.

Rapor elbette Ataman düz taban olduğu için alınmamış. Hepimizin bildiği bir gerçek olan Ataman'ın homoseksüalitesi belgelenen şey.

Bana sorarsanız ise bu durumu çok saçma buluyorum. Hayır saçma bulduğum Ataman'ın homoseksüelliği değil.

Artık eşcinsellerin askerlik raporları üzerinden travma geçirmeleri, bunun üzerinden politik bir kimlik oluşturmaları, üstüne üstlük bunu bir pazar malı olarak görmeleri çok demode değil mi? Çok 90'lar çok Erinç Seymen.

Son dönem sanatçılara bakarsak hepsinin bu askerlik raporlarıyla başları dertte. Ne acı çekmişler anlamadım yani. Aklı başında olan her gay gidip bunu alıyor bundan bir travma yaratmak çok sıktı artık.

Üstelik Ataman gibi bu raporu sırf iş olsun, biraz konuşulsun diye gidip 50 yaşında almak ne kafası? Türkiye'yle ilgili hiç bir sorunla ilgilenme, diğer başka hiç bir mesele dikkatini çekmesin sadece askerlik raporunu seç aralarından.

Neden?

Batıya satabileceğimiz en ilginç şey bu değil mi? 1 milyon dolar edeceğini düşündüğün tek iş günümüzde artık her aklı başında gay'in gidip 10 gün içinde hallettiği bir mesele değil mi?

Üstelik kaş yaparken göz çıkarmak da bu. Ataman kendi cüzdanını doldurmak, şöhretini katmaktan başka hiç bir şey düşünmezken aslında eşcinsellere büyük bir de kötülük yapıyor.

Kendisini rahata bağlamış, 50 yaşında bir eşcinsel sırf iş olsun diye gidip raporunu alıyor, sergiliyor... Pekğ 20 yaşında askerlik yapmak istemeyen ve rapor alıp bu işten kurtulmak isteyen bir gay, askeriyenin gözüne sokulmuş bu durumda bu süreçte bir zorluk çekmeyecek mi?

Daha öncede askerlik raporları çeşitli dergilerde yayınlandı, askeriye bunu öğrendiği zaman zorluk çıkarmaktan başka bir şey yapmıyor. Gayet kolay halledilen bu süreç bir tane dallamanın şöhret merakı yüzünden dallanıp budaklanıyor.

İyi de halt ediliyor.

Ben esas şunu merak ediyorum: Şimdi kim gidip Kutluğ Ataman'ın tescilli bir pasif homoseksüel olduğunu ispatlayan bu kağıt parçasına binlerce dolar ödeyip evine asacak? Kim Ataman'ın 50 yaşında, kırışmış ve imaj uğuna özenle bıyık bırakılmış suratını evinin en güzel yerine asıp, her geçtiğinde korkarak bakacak?

En çok bu enayiyi merak ediyorum.

Savaşta ve barışta askerlik yapmamanız dileğiyle...

8 Eylül 2011 Perşembe

IV. Kenar



Üçgenin iç açıları toplamı 180, pi sayısı 3.16'dır.

Aynı zamanda bazen bir yuvarlağında dört kenarı olduğu görülebilir.

Bir dekoratif unsur olarak Sare bebek



24 Ağustos 2011 Çarşamba

19 Ağustos 2011 Cuma

Beyoğlu belediye Madi Clara'nın da masasını kaldırdı



Sabah madiliğim geri tepti minnoşlarım.

Beyoğlu Belediye'sinin ramazan güllacı gibi nur yüzlü Belediye Başkanı'na çok masum bir soru sormuştum halbuki: Yarın akşam bir nişan var. Saçlarınızı nerede fönletiyorsunuz.Aynı modelden istiyorum.

Genelde böyle sorularıma muhattap alamam ama tarihte bir ilk oldu. Güllaç yüzlü, doğuştan fönlü Belediye Başkanımız ise cevap vermiştı. Yani Madi Clara tarihindeki ilk resmi muhattabını aldı

Başkanın yanıtı ise en az kendisi kadar tatlıydı:

Sizin gibi tatlı dilli, güzel bakışlı bir insaın fön çektirmeye ihtiyacı olamaz. tatlı haliniz yeter.

Sonra ise ne olduysa oldu, hemen geri adım atıp. Yazdığını sildi. Olsun ama. Hızlı Madi Clara okurları screenshot almayı o sırada başardılar....Kayıtlara geçti mi geçti.

Ben iyilik bilir insanım, elbette bunun altında kalmayacağım. Bu seneki Man of the Year adaylarım arasına Ahmet Misbah beyi ekliyorum. Selahattin Demirtaş'ı tahtından edebilecek mi sene sonunda göreceğiz.

Beyoğlu Belediye başkanı ilk resmi gay açılımını bilerek ya da bilmeyerek yaptı. Ona o meşhur kisses'larımdan birini yolluyorum buradan. Kocaman.

Kissesssssss canım.... Senin dışa dönük doğal fönüne kurban....

Kuryecinin karısı



16 Ağustos 2011 Salı

Arda'ya veda


Sevgili Arda;

Terli ve kalabalık deplasman otobüslerinde vazgeçtin çocuk olmaktan,

Ve antreman çantanda Fatih Terim kokusuydu çorapların…

Ben seninle bir gün Papermoon’da deniz mahsullü linguini yeme ihtimalini sevdim.

Dağınık yatağımın sıkıcılık kokan sperm lekeli yıllarında

İstanbul’da , Tarlabaşı’ndaki evimde doğal gaz kesintili uzun kışlar yaşanırdı o zaman, özlemeye başladım seni….

Ve bu özlem öyle uzun sürdü ki, adam gibi her futbolcuyu özlemeye başladım bir süre sonra

Bizim Elif Şafak’larımız vardı ve intihal kitaplarımız…

Bir de kama sutra teknikleriyle soluk kesme yöntemlerimiz

Chanel kokan arkadaşlarla paylaşılan S&M bar taburelerinde, körebe oynamaya başladık

Sen doktor oluyordun ben hemşire, tam kalbimin üstünde bir ağrı vardı, geri kalanlar önemsizdi

Kırmızı rujlarla adını yazıyordum evimin şampanya rengi duvarlarına,

Türk Dil Kurumu’na inat bir Türkçe’yle de’leri –ki’leri ayıramadan

Abilerinden öğrendim çekiç orağa vurunca nasıl küt küt ses çıkar

Kalelere usul usul attığın goller yağıyordu

Ve futbolcuların maçlardan önce sevişmemesini öneriyordu tüm spor otoriteleri

Oysa hep maçlardan önce seviştim ben

Ayrıca tüm aşklarım disiplin kurulunda tartışıldı

Sınıfça gidilen pikniklerde de kıçıma pek çok diken battı

Kalelere sürekli goller goller yağıyordu

Şampiyonluk kutlamaları sırasında sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri.

Her tarafım morluklarla doluydu benim

Birkaç mahkeme tutanağında da adım geçti

Masum bir çocuktum aslında, tüm bu git gellerin arasında

Sana aşk mektupları yazıyordum hatıra defterimin arasında, ama sen yoktun

Ben senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum suni teneffüslerim esnasında

Takım otobüsü seni her hafta sonu maçlara götürüyordu, gol atman için

Ben, senin benimle Bağdat Caddesi’ne gelebilme ihtimalini seviyordum

Ben senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum

Yaz sıcağı yatağa çekiyor tenimin dünden hazır gerginliğini

Kullanılmamış bir Porsche gibiyim, gaza basılmayı bekleyen

Ne yana baksam Türkbükü beach’leri sanıyordum

Çeşme plajının yalancı eğlencesini

Ferrari oluyordum bir süre

Yanımızdan geçen Caddeli çocuklarla yarışıyordum, bedenim emniyet kemerinin garantisinde

Mercedes oluyordum

Bir kucaktan diğer bir kucağa

Sana yaklaştıkça gittikçe büyüyordun

Dizlerine koyuyordum başımı, dudaklarım yaklaştıryordum

Korkuyordum

Sonra iniyordum ön koltuktan

Beşiktaş Çarşı’dan bizim eve giden ömrümün en uzun, en kalabalık, en seksi yolunda polislerden kaça kaça hızla koşuyordum

Çünkü sonunda beni bekliyordun, ter kokuyordun sonunda

Deplasman otobüslerinde vazgeçtin çocuk olmaktan

Ve spor çantanda Fatih Terim kokusuydu çorapların

Ben seninle bir gün Lucca’da bir kahvaltı sırasında

Ben sadece müdavimlerin bildiği bir Nişantaşı kafesinde

Ben seninle, Haliç’e buzlu ve serin bir mojito kıvamında kuşbakışı bakan bir Pera terasının beyaz örtülü hamağında

Ben seninle sadece senin elinin kemikli kıvrımlarının bedenimde olduğu kadife bir koltukta olabilme ihtimalini sevdim

Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim.

22 Temmuz 2011 Cuma

21 Temmuz 2011 Perşembe